| ||||||||||||||||||||
|
| ||||||||||||||||||||
| Detaylar | ||||||||||||||||||||
![]()
Gönen’den A. Kadir DEMİRCAN
Not: Kitabın Hazırlık Çalışmaları Devam Etmektedir.4.3.2026
Ömer Seyfettin Ömer Seyfettin (11 Mart 1884, Gönen - 6 Mart 1920, Üsküdar), Türk yazar, şair, asker, veteriner hekim ve öğretmendir. Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarındandır. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismi, ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularından olup, Türkçede yalınlaşmanın savunucuları arasındadır. Yaşamı "Eskiden Türk milletini parçalayan iki kuvvet vardı: 11 Mart 1884 tarihinde babasının görevi dolayısıyla bulunduğu Balıkesir ili Gönen ilçesinde doğdu. Binbaşı rütbesine dek yükselen Ömer Şevki Bey'le, İsfendiyaroğulları’ndan Ankaralı topçu kaymakamı Mehmed Bey’in kızı olan Fatma Hanım'ın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan biridir. Öğrenimine Gönen'de bir mahalle okulunda başladı. Ömer Şevki Bey'in atanması dolayısıyla Gönen'den ayrılan aile, İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a gelerek, dedesinin Kocamustafapaşa’daki konağına yerleşti. Ömer Seyfettin, önce İstanbul’un Aksaray bölgesinde bulunan özel Türk okullarından Mekteb-i Osmani'ye, 1893 ders yılı başında Askerî Baytar Rüştiyesi'nin subay çocukları için açılmış özel sınıfına kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Kuleli Askeri İdadisi'ne yazıldı. Daha sonra Edirne Askeri İdadisi'ne nakil olarak eğitimine, arkadaşı Enis Avni ile birlikte burada devam etti.[2] İlk edebi çalışmaları olan şiirlerini Edirne’deki öğrenciliği sırasında yazdı.[3] 1900'de idadîyi bitirerek İstanbul'a döndü ve Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. İstanbul’da Mecmua-i Edebiye dergisinde şiirlerinin yayımlanmasıyla yayın dünyasına girdi. Tenezzüh adlı ilk hikâyesi bu dönemde, 13 Nisan 1902 tarihinde Sabah dergisinde yayımlandı. 9 Ağustos 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine Mekteb-i Harbiye'de iken, 2 Ağustos 1903’te Makedonya’da baş gösteren başkaldırı hareketlerinden dolayı onun bulunduğu son sınıf, o bölgede görevlendirilmek üzere "sınıf-ı müstacele" (ivedi mezuniyet) denilen bir hakla okulundan sınavsız şekilde, 19 yaşında mezun oldu. Askerlik yaşamına Kuşadası Piyade Taburu'nda mülâzım-ı sânî rütbesinde başladı. Ancak İzmir'e varmadan taburunun gönderildiği Selânik'te ve Manastır'a bağlı Pirlepe'de görev yaptı. Buradaki başarılardan dolayı iki liyakat madalyasıyla ödüllendirildi. Başkaldırının bastırılmasının ardından, bağlı bulunduğu tabur 6 Eylül 1904'te Kuşadası'na döndü. 1907 Temmuz'u başlarında, İzmir'de konuşlu Aydın Vilâyeti Jandarma Alay Mektebi'nin kuruluşunda İtalyan subayı Miralay Tomas'a yardım etmek üzere bu okulun kavâid-i dîniyye (inanç yasası) hocalığına tayin edildi. 1909 yılında bir ara Köprülü'de Askeri Rüşdiye Mektebi'nde beden eğitimi öğretmenliği görevinde bulunduysa da iki yıl süreyle Balkanlar'daki Velmefçe, Pirlepe, Osenova, Pirbeliçe, Serez, İştip, Babina, Demirhisar, Cum‘a-i Bâlâ, Razlık gibi sınır yerleşim yerlerinde çete takibiyle uğraştı. Serez mutasarrıflığı Menlik kazası Razlık kasabası yakınlarında bulunan Yakorit köyünde bölük komutanlığı yaptı. İzmir yaşamı Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordu'nun İzmir Redif Tümeni'ne bağlı Kuşadası Redif Taburu'na tayin edildi. İzmir'de bulunduğu sırada, Makedonya'da başlayan başkaldırıyı bastırmak üzere Selanik'e ve Manastır'a gönderildi, bu bölgede görev yaptı. Buradaki görevinde gösterdiği başarılardan dolayı Altın ve Gümüş olmak üzere iki Liyakat Madalyası ile ödüllendirildi. 1906'da İzmir Jandarma Okulu'na öğretmen olarak atandı. Bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri ve bunlar içerisinde yer alan gençleri tanıma fırsatı buldu. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçü'den ise yalın Türkçe ve ulusal bir dille yapılan millî edebiyat konusunda fikirler edindi. Selanik ve Genç Kalemler dergisi Ocak 1909'da Selanik'te konuşlu Üçüncü Ordu'da görevlendirildi. İttihat ve Terakki Cemiyeti'yle olan bağlantısı da bu yıllardan itibaren başlamıştır. Manastır, Pirlepe, Köprülü, Cumâ-yı Bâlâ kasaba ve köylerinde görev yaptı.[2] Razlık (günümüzde Bulgaristan'da bulunan bir şehir) kasabasının Yakorit köyünde bölük komutanlığı yaptı. Balkan çetecilerinin Türk düşmanlığını dile getirdiği Bomba, Beyaz Lâle, Tuhaf Bir Zulüm adlı öyküleri, bu görevleri sırasında edindiği izlenimler sonucu yazdı. Yazıları ve öyküleri, İstanbul'da ve Selanik'te çıkan çeşitli dergilerde takma adlarla yayımlandı. Ali Canip'e yazdığı meşhur mektubu da bu sırada Yakorit'te yayımlanmıştır. Ömer Seyfettin'in dil konusunda görüşlerini özetleyen bu mektup, Yeni Lisan hareketinin başlamasına vesile olmuştur. 31 Mart Olayı'nın bastırılmasında görevli olan Selanik konuşlu Hareket Ordusu'nda bulunan komutanlardan birisiydi. Ancak İstanbul'un siyasi-ideolojik havası ve asker-siyaset ilişkisine tanık olması, askerlikten soğumasına neden oldu. Ardından 1910 yılında Ziya Gökalp'in de istek ve yoğun önerisi ile İttihat-Terakki'nin de tazminatını ödemesiyle, askerlik görevinden ayrıldı. Hayatını yazar ve öğretmen olarak sürdürmek üzere Selanik'e yerleşti. Rumeli'nin tek Türk bilim ve edebiyat dergisi olarak Selanik'te çıkarılan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi, Akil Koyuncu'nun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemler'e çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı, imzasız olarak yayımlandı. Balkan Savaşı ve esaret Genç Kalemler yazı kurulunu oluşturanlar, Balkan Savaşı'nın başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin’in sivil yaşamı bir yıl kadar sürmüştü. Yeniden orduya çağrılan yazar, üsteğmen rütbesiyle 14 Eylül 1912 günü Garp Ordusu’nda 39. Alay’ın 3. Tabur’una katıldı. Komanova’da Sırplar’a, Yanya’da Yunanlılar’a karşı savaştı. 20 Ocak 1913’te Kanlıtepe’de Yunanlılar’a esir düştü. Atina yakınlarındaki Nafliyon kasabasında on ay kadar süren tutsaklık yaşamının 28 Kasım 1913’te sonlanmasının ardından 17 Aralık 1913 günü İstanbul’a döndü. Tutsaklık süresince gerek okuyarak, gerekse yazarak; yazarlık yaşamı için önemli olacak deneyimler kazandı. Mehdi, Hürriyet Bayrakları gibi öykülerini de bu dönemde yazdı. Öyküleri; Türk Yurdu'nda yayımlandı. İstanbul ve Türk Sözü dergisi Ömer Seyfettin, 28 Kasım 1913'te tutsaklığı bitince İstanbul'a döndü. Bu sıralarda annesi ölmüş, babası ise yeniden evlenerek İstanbul’dan ayrılmıştı. Kendisini çok yalnız hisseden Ömer Seyfeddin, 23 Şubat 1914’te askerlikten ikinci defa istifa etti. Dârülmuallimîn’de (öğretmen okulu) kıraat (okuma), Kabataş Sultânîsi’nde edebiyat öğretmenliği görevlerini üstlendi. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. Aynı yıl İstanbul Dârülfünunu’nda kurulan Tedkikat-ı Lisâniyye Encümeni (Dil Araştırma Kurulu) üyeliğine seçildi. 1915’te Harbiye Nezâreti’nin kültür ve sanat adamları için Çanakkale cephesine düzenlediği geziye katıldı. 1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Bey'in kızı Calibe Hanım'la evlendi. Bu evlilik Fahire Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen, 3 Eylül 1918'de sonlandı ve Ömer Seyfettin yeniden yalnızlığa döndü. Gerek bozulan evliliği, gerekse I. Dünya Savaşı yenilgisini görmesi onu etkiledi. Anadolu’da uzun seyahatlere çıkarak bu olumsuz havadan kurtulmaya ve her hafta en az bir öykü yazmaya çalıştı.[4] Son yılları Siyasi ve özel yaşamındaki olumsuzluklar, esasen bozulmuş olan sağlığını iyice kötüleştirdi. Manastır yıllarında kumandanı olan Câvid Paşa’nın Kalamış koyundaki yalısını kiraladı. “Münferit Yalı” adını verdiği bu evde tek başına yaşadı. 1917'den öldüğü gün 6 Mart 1920'ye değin geçen sürede, birçok olumsuz duruma rağmen verimli bir öykücülük döneminin içinde olmuştur. Bu dönemde on kitap dolduran yazar, 125 de öykü yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken ve Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan da öğretmenlik görevini sürdürdü.
Ömer Seyfettin'in Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki kabri. Ölümü 23 Şubat 1920'de hastalığı ağırlaşan Ömer Seyfettin, Üsküdar'daki Haydarpaşa Numune Hastanesi'ne kaldırıldı. 6 Mart 1920'de 35 yaşında hayatını kaybetti. Önceden teşhis edilememiş olmakla beraber, yapılan otopsi sonucunda hastalığının diyabet olduğu belirlendi.[2] Hastanede kimsenin ziyaret etmemesi ve cenazesine sahip çıkılmaması nedeniyle kimsesiz olduğu düşünülen Ömer Seyfettin'in naaşı, tıp fakültesi öğrencilerinin dersinde kadavra olarak kullanıldı.[5] Naaşının kadavra olarak kullanıldığı fotoğraf bir gazetedeki tıp haberinde yayımlanınca Ömer Seyfettin'i tanıyanlar hastaneye gitti ancak Seyfettin'in başının gövdesinden ayrıldığı anlaşıldı.[6] Ancak bu iddia, söz konusu görselin 1890 yılında Mekteb-i Tıbbiye’de (Tıphane-i Amire) çekilmiş bir kadavra görüntüsüne ait olduğu anlaşıldığından yalanlanmıştır.[7][8] Ayrıca Ali Canip Yöntem ve Halit Fahri Ozansoy, Ömer Seyfettin’i öldüğü gün dahi ziyaret ettiklerini aktarmaktadır.[9] Naaşı önce Kadıköy Kuşdili Mahmutbaba Mezarlığı'na defnedildi. Daha sonra buradan yol geçeceği veya bölgeye araba garajı yapılacağı gerekçesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi kararıyla mezarı, 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Mezarlığı'na nakledildi.[10][11] Ölümünden sonra En yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem, onun hayatını ve mizacını anlatan, en kuvvetli hikâyelerini içeren Ömer Seyfettin ve Hayatı adlı bir kitap yazdı ve bu kitap 1935 yılında yayımlandı. Kısa bir süre sonra da bütün hikâyeleri bir kitap serisi halinde basıldı. Bu hikâyeler günümüzde de okunmaktadır. Evliliği Ömer Seyfettin, 1915 yılında Dr. Besim Ethem Bey'in kızı Calibe Hanım'la evlendi. Bu evlilik Eylül 1918'de bitmiştir. Bu evlilikten 20 Aralık 1916 yılında Hatice Fahire isimli kızı doğmuştur. Hatice Fahire Günel Elgen, 1 Aralık 2007'de İstanbul'da ölmüştür.[12] Etkisi Ömer Seyfettin'in hikâyelerinde kullandığı çocuk teması, eğitsel bakış açısı[13][14] ve modern Türk hikâyeciliğine etkisi,[15] Türkçe öğretimine katkıları[16] akademik çalışmalara konu olmuştur.
Gönenli Mehmet Efendi Aslen Kırımlı bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak Gönen’de doğdu. Babası Osman Efendi, annesi Fatma Hanım’dır. İlk öğrenimini ve hıfzını tamamladıktan sonra 1920’li yıllarda İstanbul’a gitti. Serezli Ahmed Şükrü Efendi’nin ders halkasına devam ederek 1925’te kıraat ilminden icâzet aldı. Bu arada Medresetü’l-irşâd’a kaydoldu. Medreselerin kapatılması üzerine (1924) yeni açılan İmam-Hatip Mektebi’nin son sınıfına kabul edildi; 1927 yılında bu okuldan mezun oldu. Soyadı kanunu çıktıktan sonra Öğütçü soyadını aldı. Halk arasında daha çok Gönenli Hoca olarak tanınmıştır. İlk görevine Gönen Merkez Camii imam-hatibi olarak başlayan (1930) Mehmet Efendi üç yıl sonra askerliğini yapmak üzere buradan ayrıldı. Dönüşte İstanbul’da Hacı Kaftanî, Dülgerzâde ve Hacı Hasan camileriyle Sultan Ahmed Camii’nde imamlık yaptı. En uzun görevi Sultan Ahmed Camii imamlığıdır (1954-1982). Bu sırada Üsküdarlı Ali Efendi’nin vefatıyla (1976) boşalan reîsülkurrâlığı da üstlendi. Resmî görevinin yanında Gönenli Hoca’nın örgün ve yaygın eğitim hizmetleri Kur’an kurslarında fahrî öğretmenlik ve fahrî vâizlik olmak üzere iki grupta ele alınabilir. İmam-Hatip okulları açılmadan veya yeterli sayıda mezun vermeden önce Gönenli Hoca, Türkiye’de din görevlilerine karşı duyulan ihtiyacı göz önüne alarak kendi gayretiyle öğrenci yetiştirirken sonraları bu faaliyeti her türlü sorumluluğunu üstlendiği Kur’an kurslarında sürdürmüştür. Kur’ân-ı Kerîm ve dinî bilgiler öğrenmek üzere Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden İstanbul’a gelen fakir öğrencilerin ihtiyaçlarını halktan topladığı yardımlarla karşılayarak önemli hizmetlerde bulunmuş ve 1940-1980 yılları arasında binlerce talebe yetiştirmiştir. Onun ilgilendiği kursların başında hepsi de Fatih semtinde olmak üzere Üçbaş Camii Kur’an Kursu, Hacı Hasan Camii Kur’an Kursu (İmâret-i Atîk Camii ile birlikte) ve Akseki Mescidi’ndeki Hırka-i Şerif Kur’an Kursu gelmektedir. Bunlardan başka İstanbul’un muhtelif semtlerindeki birçok caminin müştemilâtında veya apartman dairelerinde barınan yüzlerce öğrencinin masrafı da yine Gönenli Hoca tarafından karşılanmaktaydı. Gönenli Mehmet Efendi, fahrî vâiz olarak kadınların ihmal edilen din ve ahlâk eğitimine daha çok önem vermekteydi. Haftanın hemen her gününde İstanbul’un çeşitli yerlerindeki camilerde kadınlara vaaz verirdi. Vaazlarında öğretmekten çok eğitme, irşad etme ve dinî hayatı canlı tutma onun başlıca hedefi olmuştur. Bu sebeple vaazlarına güzel sesiyle Kur’ân-ı Kerîm okuyarak başlar, ilâhi ve kasidelerle cemaati coşturur, ardından dinleyicilerin dikkatini çekecek şekilde etkili ve slogan mahiyetindeki cümlelerle kısa konuşmasını yapardı. İrşad konusunda Hz. Peygamber’in “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz” (Buhârî, “ʿİlim”, 11, “Edeb”, 80, “Cihâd”, 164; Müslim, “Cihâd”, 6-7) meâlindeki hadisinin emrini hayatı boyunca titizlikle uygulamaya çalışmıştır. Başarısı, coşkun imanı ve ihlâsı yanında uyguladığı hoşgörüye dayanan bu yöntemden kaynaklanmaktaydı. Bilindiği kadarıyla Gönenli Hoca’nın hiçbir tarikata intisabı yoktu. Bu hususta soru soranlara, “Biz Resûlullah’ın yolundayız” derdi. Fakat tasavvufun zühd ve takvâ çerçevesinde öngördüğü bütün fazilet ve üstün meziyetlere sahip olduğu için halk ona bir velî gözüyle bakmıştır. Şu var ki özellikle hanımlara yaptığı vaazlarda Hz. Peygamber’in ezkâr ve evrâd olarak okunmasını tavsiye ettiği tehlîl, tesbih, dua, istiğfar ve salavât-ı şerîfelerden seçtiklerini cemaatiyle birlikte okurdu ve fırsat buldukça buna devam edilmesini tavsiye ederdi. Bu evrâd ve tesbihat daha sonra kitap haline getirilip basılmıştır (Evrad ve Tesbihat, İstanbul 1995). Bütün ömrünü hayır hizmetlerine sarfeden Gönenli Mehmet Efendi, başta Kızılay ve Yeşilay olmak üzere yetişebildiği her çeşit hayır kurumuyla yakından ilgilendi. Halkla iç içe yaşadı, zengin fakir her sınıfın güvenini ve sevgisini kazandı. 7 Temmuz 1982’de Sultan Ahmed Camii imamlığından emekli olduktan sonra da hayır ve irşad hizmetlerine koşmaktan geri durmadı. 2 Ocak 1991’de vefat etti. Fâtih Camii’nde çok kalabalık bir cemaatin iştirakiyle, kendisinden sonra reîsülkurrâlık görevini devralan Abdurrahman Gürses tarafından kıldırılan cenaze namazından sonra Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi. Vefatından sonra hizmetlerini devam ettirmek üzere Gönen’de 1994’te kendi adına bir cami inşa edilmiştir. Yatılı Kur’an kursu, aşevi, kütüphane ve konferans salonundan oluşan külliyenin yapımı sürdürülmektedir. Ayrıca 1995 yılında İstanbul’da Gönenli Mehmet Efendi İlim ve Hizmet Vakfı adıyla bir vakıf kurulmuştur.
Gönenli Mehmed Efendi’nin İstanbul Müftülüğü’nde bulunan sicil dosyası. Diyanet İşleri Başkanlığı Mushafları İnceleme Kurulu Esâmî-i Kurrâ Defteri, Diyanet İşleri Başkanlığı Arşivi [Ankara], s. 103. Recep Akakuş, İslâm’da Kur’an Öğretimi ve Reîsülkurrâ Gönenli Mehmet Efendi, İstanbul 1991, s. 101-207. Gönenli Mehmed Efendi Hazretleri’nden Sohbetler (haz. Zeyneb Feyza Kurtulmuş v.dğr.), İstanbul 1994. “Bir Kur’an Aşığının Ardından”, Altınoluk, sy. 60, İstanbul 1991, s. 33-36. S. Muradbeyli, “Gönen’li Mehmed Efendi’yi Hayırla Yad Eyleyerek”, Tevhid, II/14, İstanbul 1991, s. 25-28. “Gönen’li Mehmed Efendi’nin Ardından”, Öğüt, VI/68, İstanbul 1991, s. 22-24. “Gönen’li Mehmed (Öğütçü) Efendi”, Millî Gazete, İstanbul 30 Mart - 5 Nisan 1991. “Gönen’li Mehmed Efendi”, Zaman, İstanbul 7 Ocak 1991, 11 Şubat 1992, 22 Şubat 1992.
YAHYÂ BİN BAHŞÎ
Gönen İlçemizin Bilinmeyen Alimlerinden YAHYÂ BİN BAHŞÎ Birçoğumuzun belki ismini ilk defa duyacağı aslen Gönenli olan mutasavvıf, şair, evliyadan, mevlid-i şerif müellifi bir büyük zat: Yahyâ Bin Bahşî. Yahyâ bin Yahşî, Yahyâ bin Bahşî bin İbrâhîm Rûmî Gönenî ve Fahreddîn Yahyâ el-Gönenî gibi farklı adlarla kaynaklarda bahsedilen şair, genellikle Yahyâ bin Bahşî adıyla bilinmektedir. Gönen de doğmuş olan ve Yahyâ mahlasıyla şiirler yazan şairin doğum tarihi bilinmemektedir. Bahşî, dinî ve ilmî sahada kendini yetiştirerek müderris olmuş ve I. Murat Hüdâvendigâr tarafından kurulan Çanakkale’nin Ayvacık ilçesi, Kızılcatuzla (Yaylacık) Köyündeki Murat Hüdâvendigâr Medresesinde müderrislik yapmıştır. Çok güçlü bir hafızaya sahip olan Bahşî, Kadı Beyzavî’nin tefsirini mütalaaya gerek duymadan ezbere okutmuştur. Tasavvuf eğitimi konusunda pek çok şeyhten icazet almakla birlikte son icazetini Emir Sultan’ın üçüncü halifesi olan Şeyh Lütfullah Karamânî’den almış, Tuzla’da vaazlarıyla halkı irşada çalışmıştır. Bahşî, ilmî derinliği ve vaazlarının tesiriyle döneminde kısa zamanda tanınmıştır. II. Bayezid’in davetine, Lütfullah Efendi’nin yanında Yenişehirli Hacı Halife ile birlikte katılmış ve Cuma namazını birlikte kılmışlardır. II. Bayezid, Cuma namazı sonrası Lütfullah Efendi’den vaaz vermesini istemiş; Lütfullah Efendi de kürsüye Bahşî’nin çıkmasını önermiştir. Bahşî, vaazında Meryem Suresini tefsir etmiş ve vaazın tesiriyle halk gözyaşlarını tutamamıştır. Sultan, bu vaazdan sonra Bahşî’ye ihsanlarda bulunmuştur. Bursa’daki Emir Sultan dergâhında Lütfullah Karamânî’nin ölümünden sonra damadı Davut Efendi ve oğlu Abdurrahman Efendi genç yaşta post-nişîn olmuştur. (Postnişin, tarikatlarda, dergâhta posta oturan, yani o dergâhın başında bulunan şeyhe verilen ünvandır) Bazı kimseler, Abdullah Efendi’nin genç olduğunu, irşat yeteneğinin olmadığını ve post-nişînlik görevini yerine getiremeyeceğini düşünerek Bahşî’yi dergâhın post-nişînliğine getirmişlerdir. Ancak Bahşî, bir gün vaaz verirken dili tutulmuş, “Müslümanlar, bize böyle bir hâl oldu.” diyerek kürsüden inmiş ve Emir Sultan dergâhındaki post-nişînlik görevini bırakmıştır. Bahşî Menâkıbu’l-Cevâhir adlı eserinde Allah dostlarının ve halifelerinin vefat etmeleri ve kendi döneminde yaşayan seccâde-nişînlerin dünya işiyle meşgul olup din yolunda gayretsiz olmaları sebebiyle o yüce makamda duramayıp Gönen’e geldiğini belirtmektedir. Bahşî, Menâkıbu’l-Cevâhir adlı eserinde memleketi Gönen hakkında da bazı bilgiler vermekte, Gönen’in havasının ağır ve sıkıntılı olduğunu, akarsuyuyla odununun bol olduğunu, derviş makamı bir yer olduğunu ifade etmektedir. Bahşî, aynı eserinde yaşlandığını ve ecelinin yaklaştığını söyledikten sonra Mevlid, Maktel-i Hüseyin, Menâkıb-ı Hacı İsâ Dede ve Risâle-i Envâriyye adlı eserleri telif ettiğini de belirtmektedir. Daha sonra Bahşî, Gönen’den ayrılarak Yaylacık’a gitmiş ve kendisinin inşâ ettirdiği tekkede irşat faaliyetlerine devam etmiştir. Bahşî’nin doğum tarihi kesin olmadığı gibi ölüm tarihi de kesin değildir. Menâkıbu’l-Cevâhir’i 932 (1525-1526)’da telif etmiş ve eserinde yaşlandığını, ölümünün yakın olduğu belirmektedir. Bu tarihlerden hareketle 16. yüzyılın ilk yarısında vefat ettiğini söylemek mümkündür. Türbesi, Çanakkale’nin Ezine ilçesi Yaylacık köyündedir. Bahşî, Yaylacık Köyü ve çevresinde Yahya Dede olarak bilinmektedir. Türbesi, bugün hem bölge halkınca hem de bölge dışından gelenler tarafından yoğun olarak ziyaret edilmekte ve halk hakkında birçok menkıbe anlatmaktadır. İlmî ve edebî sahada verimli bir şahsiyet olan Yahyâ bin Bahşî'ye kaynaklarda farklı isimlerle ve farklı sayılarda çok sayıda eser atfediliyor olsa da mevcut nüshalarıyla günümüze ulaşan eserleri şunlardır: 1- Mevlûdü'n-Nebî: Yahyâ bin Bahşî'nin mevlit türünde manzum olarak kaleme aldığı eseridir. Mevlit okumanın ve okutmanın faziletine dair iki hikâyenin ardından Hz. Muhammed'in nurunun yaratılması ile başlayan eser, Hz. Muhammed'in vefatı ile son bulmaktadır. İlk dönem mevlit metinlerimizden biri olan eserde Süleyman Çelebi'nin Vesîletü'n-necât'ının etkilerini görmek mümkündür. 2- Maktel-i Hüseyn: Yahyâ bin Bahşî’nin Kerbelâ Hadisesi’nden duyduğu üzüntüyü dile getirdiği bir eserdir. 905/1499 yılında Yaylacık’ta yazılmıştır. Sade bir dille, mesnevi nazım şekliyle kaleme alınmış olan olan eser, Anadolu sahasında yazılmış maktel türü eserlerin ilk örneklerindendir. Maktel-i Hüseyn’in muhtevasının ağırlıklı bölümünü, hadisenin farklı detaylarıyla Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da şehit edilişinden önce ve sonra yaşananlar oluşturmaktadır . 3- Menâkıb-ı Emîr Sultân (Menâkıb-ı Cevâhir): 15. yüzyıl mutasavvıflarından Emir Sultan'ın menkabevi hayatını anlatan menakıbname türündeki eser, 932/1525-26 yılında yazılmıştır. Ağırlıklı kısmı mensur olarak kaleme alınan ve içerisinde manzum parçaların da yer aldığı eserde Emir Sultan ve Hacı İsa Dede hakkında 42 menkabe anlatılmaktadır. Eserdeki menkabeler, Emir Sultan'ın hizmetinde bulunmuş sufilerden rivayetle derlenmiştir. Yahyâ bin Bahşî’nin Menâkıb-ı Emîr Sultân'ı, edebiyat tarihimizde Emir Sultan'ın menkabelerini ele alan ilk Türkçe eserdir. Farklı şehirlerde çok sayıda nüshası bulunan eser, geçmişte geniş bir coğrafyada okunmuştur. 4- Şir’atu’l-İslâm Şerhi: Fıkıh alanında, İmamzâde Muhammed bin Ebûbekir (öl. 573/1177) tarafından kaleme alınmış olan Şir'atu'l-İslâm adlı esere Yahyâ bin Bahşî'nin yazmış olduğu şerhtir. Şair, Şir'atu'l-İslâm'ı halka dinî ve ahlaki konularda bilgi vermek amacıyla şerhetmiştir. Bu bilgiler, muhtelif kaynaklardan Kaplıcalar Camii Uzman İmam Hatibi Mustafa ÇALIŞKAN tarafından derlenmiştir. Kendisine teşekkür ederiz. Gönen ilçemizin yetiştirdiği ve maalesef pek hatta hiç bilinmeyen Yahyâ bin Bahşî’yi tanımaya ve tanıtmaya çalıştık. Mekânı cennet eserleri ve hizmetleri amel defterini açık tutacak sadaka-i cariye olsun. Önemli Bilgilendirme: Bu bilgiler, muhtelif kaynaklardan Kaplıcalar Camii Uzman İmam Hatibi Mustafa ÇALIŞKAN tarafından derlenmiştir. Kendisine teşekkür ederiz. Balıkesir Gönen Müftülüğü
Hafız Ahmet Karatoprak.
Ramazan Ayı ve Hizmette Öne Çıkan Gönenli Hafızlarımız! Kur’an ayında Kur’an'a hizmeti olan Gönenli hafızlarımızı tanıtmaya devam ediyoruz. Kur’an'a Adanmış Bir Ömür: Hafız Ahmet Karatoprak. Diyanet Gençlik Merkezimize de adı verilen Hafız Ahmet Karatoprak Hoca (1922-2008) kimdir? Hafız Ahmet Karatoprak hoca, 1922 yılında Gönen'de doğdu. Kendisi gibi hafız olan babası Kafkasya kökenli Abdullah Bey, annesi ise Rumeli'den Gönen'e göç etmiş bir ailenin kızı olan Zehra Hanım'dır. Gönenli Mehmet Efendi'ye de hafızlığını yaptıran Abdullah Karatoprak, oğlu Ahmet Karatoprak’ın da hocası olmuştur. Hafız Ahmet Karatoprak 12-13 yaşlarında babasının himayesinde hafızlığını tamamladı. 1937'de ise Gönenli Mehmet Efendi, Ahmet Karatoprak hocayı İstanbul’a götürdü. İstanbul’da kıraat ilmini tamamlayıp Arapça olarak icazetnamesini aldı. 1940 yılında 18 yaşında iken İstanbul Fatih Camii’nde müezzin olarak göreve başlayan Ahmet Karatoprak, sonra Süleymaniye Camii’nde müezzinliğine devam etti. Süleymaniye Camii’nde görevi devam ederken zamanın Balıkesir Müftüsü Naci ÇARIKÇI Bey, açılması düşünülen Kur’an kursu için Gönenli Mehmet Efendi'den bir öğretici ister ve Ahmet hocaya Balıkesir yolu görünür. 1948 yılından itibaren "Karatoprak Hoca" diye tanındığı Balıkesir’de hizmetlerini ölene kadar devam ettirdi. Balıkesir’de ilk görev yeri Yeşilli Camii Kur’an Kursu'dur. Bir süre sonra öğrenci sayısındaki artış nedeniyle kurs mekânı yetersiz gelmeye başlar. Karatoprak Hoca Karaoğlan Camii’ndeki boş odaların Kur’an eğitimi için kullanılabileceğini düşünür. Ancak bu odaların tadilat ve tamiratının yapılması gerekir. Bütün gayretler seferber edilir. Ne ki bir süre sonra burası da yetersiz gelmeye başlar. Karatoprak Hoca’nın büyük gayret ve çabalarıyla 1952 yılında Yıldırım Camii Kur’an Kursu hizmete açılır. Kur’an Kursu, Karatoprak Hoca’nın çalıştığı mekân değil; evi, ailesidir. Yirmi dört saat öğrencilerinin başındadır. Disiplinlidir ve yeri geldiğinde tatlı sert olmayı becerebilen birisidir. Öğrencilerini hafızlığa başlatmadan önce iki rekât şükür namazı kıldırır. Öğrencilerine karşı ilmiyle, bilgisiyle olduğu gibi hâl, hareket davranışlarıyla da örnek bir insandı. 1963 yılında ilkokul diploması olmamasına rağmen zamanın Balıkesir Valisi Kazım ARAT Bey’in teklifiyle Balıkesir İmam Hatip Okulu'nda Kur’an-ı Kerim dersi öğretmeni olarak derslere girer. Karatoprak Hoca sadece göreviyle değil çevresiyle de çok ilgiliydi. Balıkesir’de İmam Hatip Okulu'nun açılması konusunda büyük gayret gösterdiği gibi öğrenci toplanması konusunda köy köy dolaşarak büyük emeği geçmiştir. O yıllardaki su sıkıntısı nedeniyle Balsu Derneği'nin çalışmalarına destek olmuştur. Balsu Derneği'nin görevi içme suyu temin etmek ve bedava hizmet sunmaktır. Son güne kadar çalışmalarını sürdüren Ahmet Karatoprak hoca 27 Haziran 2008'de vefat etmiştir. Gönende onun doğduğu evin bulunduğu mahalledeki caddeye adı verilmiştir. Gönen Gündoğdu Karatoprak Caminin bahçesini o vakfetmiştir. Onun adına Balıkesir; Karesi ilçemizde Yatılı Erkek Kur’an Kursu ve Altıeylül ilçemizde de İmam Hatip Ortaokulu vardır. Hizmetlerinden dolayı bir vefa gereği ve örneği olarak içinde Osmanpazar Camii altına yapılan ve 17 Temmuz 2024 tarihinde hizmete açılan Gençlik Merkezimize de yine onu adı verilmiştir. Allah rahmet eylesin, hizmetleri ve yetiştirdiği talebeleri sadaka-i cariye olsun. Bilgilendirme: (Bu bilgiler, Gönen İlçe Müftülüğümüzce Karesi Erkek Kur’an Kursunun sosyal medya hesaplarından istifade edilerek derlenmiştir.) Balıkesir Gönen Müftülüğü Enver Baytan Gönenli Bir Alim Daha: Enver Baytan YEREBATAN. İlahiyatçı, imam, vaiz, yazar (D. 1925, Gönen (Ömerler Köyü)/ Balıkesir - Ö. 23 Ekim 2016, İstanbul) Kimdir? Kendisini Enver Baytan Yerebatan diye takdim eden Baytan Hoca, 8 yaşında hafızlığa başladı. 1942 yılında İstanbul'a gelerek Gönenli Mehmet Efendi'den talim dersleri aldı. 70 yıl boyunca kürsülerden vaaz verdi. Emekli olduktan sonra da yakın zamana kadar fahri olarak Küçükayasofya Camii'nde vaaz verirken, inme (felç) geçirdi. Yayınlanmış 17 kitabı bulunan Baytan Hoca TV5'te yayınlanan Gönül Sohbetleri programında günlük hayatta karşılaşılan sorunlara, fıkıh, tefsir, hadis, tasavvuf birikimleri ışığında değerlendirmelerde bulunuyordu. Uzun bir süre de Yeşilay Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi olarak aktif çalışmalarda bulundu. Uzun bir süre önce felç geçiren ve Eylül 2016'dan beri hastanede tedavi gören İlahiyatçı Enver Baytan, 23 Ekim 2016 günü İstanbul'da vefat etti. Yaşlılığa bağlı nedenlerden dolayı 91 yaşında vefat eden emekli vaiz Enver Baytan için Fatih Camii'nde cenaze töreni düzenlendi. Cenaze törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yanı sıra Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da katıldı. (Dönemin idarecileri) Enver Baytan'ın cenazesi, törenin ardından Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği'nde toprağa verildi. BAŞLICA ESERLERİ: Bütün Cepheleriyle Cihad 1, Merkebin Akıllısı, Merkebin Beyni Olsaydı, Merkeplerin Kongresi Siyasi Fıkralar, Hem Ağlar Hem Giderim Evlilikle İlgili Hükümler ve Fıkralar 1, En Öne Geçen Merkep Siyasi Fıkralar 2 Merkebin Akıllısı Siyasi Fıkralar 4 O Kadar Da Merkep Değiliz!.. Siyasi Fıkralar 5, Sakat Fikirler İlmi Cevaplar 1 "İslam Gerçeği" Değil Gerçek İslam! "İslam Gerçeği" Adlı Kitaba Cevap Sultan Hamid'i Olmayan Maskaralıklar (Mustafa Sabri'si Olmayan Begiyef'ler) Ayet ve Hadisler Işığında 1, Ayet ve Hadisler Işığında 2 Bütün Cepheleriyle Cihad 1 Bütün Cepheleriyle Cihad 2 KAYNAKÇA: Enver Baytan Hoca Hakka yürüdü (milligazete.com, 23.10.2016), Enver Baytan Hakk'a yürüdü (yenisafak.com.tr, 24 Ekim 2016), Enver Baytan kimdir? - İlahiyatçı Enver Baytan Hocaefendi vefat etti (dinihaberler.com, 24 Ekim 2016 Cumhurbaşkanı Erdoğan, Enver Baytan'ın cenazesine katıldı (Anadolu Ajansı -ntv.com.tr, 24 Ekim 2016).
Abdullah UYAR
Sadırlarda (Gönüllerde) Yerini Alan Ama Satırlarda (Yazılarda) Pek Bulunmayan Bir Hocamız: Hafız Abdullah UYAR (1934-2002) Hafız Abdullah UYAR hocamız 1934 yılında Gönen'in Alaşar Köyü'nde doğdu. Hocamız, yüzlerce hafız ve imam hatip yetiştiren Molla Ahmet Hoca Efendi'nin torunu olup 7 yaşında dedesinden ders alarak hafızlığını tamamladı. 1941-1944 yılları arasında Gönen Çarşı Camii imam hatibi Hafız Ali Efendi'den çeşitli mesleki konularda eğitim alan hocamız, 1947 yılında Hafız Âşir Efendi'den tashih-i huruf dersleri aldı. 1948-1952 yılları arasında da Gönen Çiftlikalan Köyünden Osman Efendi Hoca Efendi'den sarf, nahiv ve fıkıh dersleri okudu. 10 yaşında iken Osmanpazar Camii'nde ilk Ramazan mukabelesini okuyan hocamız, ilk resmi görevine Gönen Buğdaylı Köyünde imam hatip olarak başladı. Askerlik görevinden sonra 1957 yılında Balıkesir Sındırgı İlçesi Şerif Paşa Camii'ne imam hatip olarak atanan hocamız aynı zamanda burada Kur'an kursu öğreticiliği görevini de üstlendi. 1959 yılında Gönen Çarşı Camii'ne imam hatip olarak naklen atanan hocamız aynı camii'de 2000 yılına kadar tam 41 yıl aralıksız aktif olarak görev yaptı. Gönen Çarşı Camiinden emekli olana kadar yüzlerce hafız ve imam hatip yetiştirdi. Vefat edinceye kadar hayır ve Kur'an eğitim hizmetinden geri durmayan hocamız, 1977 yılında inşaatına başlanan Gören İmam Hatip Lisesi'nin temelinden bitimine kadar inşaatının her aşamasında öncül bir rol oynadı. Muhtelif yerlerde İmam Hatip Okullarında okuyan ihtiyaç sahibi öğrencilere maddi ve manevi büyük katkılarda bulundu. Tam 48 yıl yılmadan, bıkmadan aynı heyecan ve azimle imam hatiplik görevini titizlikle sürdürdüğü gibi özel gayretleri ile yüzlerce hafız ve imam hatip de yetiştirdi. 2002 yılında vefat eden Abdullah Uyar hocamız, binlerce seveni ve öğrencilerinin katılımıyla Gönen Şehir Mezarlığına defnedildi. Merhum hocamız, çocuklarını da İslami İlimler ve İslam Ahlakı üzerine yetiştirmeye gayret göstermiş ve çocukları da hem ilçemizde hem de muhtelif yerlerde imam hatip olarak hizmet etmişlerdir. Emekli olan çocukları, dinî ve hayrî hizmetlere hâlâ devam etmektedirler. Vefalık gösterip tanıtmaya çalıştığımız Merhum Hafız Abdullah UYAR hocamıza bu vesileyle; Allah'tan rahmet dileriz. Yetiştirdiği talebelerinin, yapımına öncülük ettiği, vesile olduğu eserlerinin ve hizmetlerinin amel defterini açık tutacak sadaka-i cariye, Okuduğu ve okuttuğu Kur'an'ın şefaatçi olmasını Allah'tan niyaz ederiz. Balıkesir Gönen Müftülüğü Not: Bu bilgiler merhum Hafız Abdullah UYAR hocamızın oğlu emekli imam hatip Eyüp UYAR hocamızdan aldığımız yazılı metinden çok kısmi tasarrufla derlenmiştir. Kendisine teşekkür ederiz.
| ||||||||||||||||||||