Anasayfa


     Salma Sığırcılık Mera Hayvancılığı

   
Ürün Kodu : Salma Sığırcılık Mera Hayvanc
Üretici : Salma Sığırcılık Mera Hayvanc
 Sipariş        Detaylar
 
 
Detaylar

Salma Sığırcılık

Mera Hayvancılığı

Proje / Hazırlayan

Kadir Demircan

Araştırmacı Yazar

Çiftçi TV Çobanla Başbaşa Program Yapımcısı

 

Grafik Tasarım / Araştırma / Düzenleme

Gizem Fil

Katkıda Bulunanlar

Fevziye Demircan  Esin Uzunoğlu

Baskı

Matbaakent   / Ayhan Bay

Bireysel Yayın

Aktif Ajans Basın Yayın Dağıtım

Proje Sponsoru

Keşif Arazi Emlak Ajansı  / Kadir Demircan

                                    1.Baskı  Ocak 2022

İsteme Adresi

Altay Mahallesi Şehit Mustafa Karakaş Caddesi No:39/B Gönen Balıkesir

Tlf: 0266.7626793 - 0533 4062730 Whatsapp: 0536 6062730

ISBN 978-975-98364-1-2

 

Giriş - Bu Kitabı Neden Hazırladık

Kadir Demircan

      Bu kitabı neden yazdım, bu kitabı kaleme almak bana mı kaldı diyebilirim. Siz de, içinizden biri de bu adamın işi ne, eğitimi nedir diyebilirsiniz. Ön yargılı olmak herkesin işine gelir, şeytan ön yargılı olanlardan hoşlanır.

      Öncelikle bu kitap; araştırma, derleme, düzenleme, hazırlama ve kaleme alma çalışmasıdır ve bir projedir. Allah her insana farklı kabiliyetler, yetenekler, özellikler vermiştir.

      Tabiiki Allah bana da merak etme, kafa yorma, görev ve vazife edinme, araştırma, derleme, sunma, insanlarla paylaşma, sorumluluk duygusu ve bilinci vermiş. Vatanseverlik, insanlara hizmet etme aşkı, hem dünya hem ahiret için çalışma bilinci, insanların hayırlısı insanlara faydalı olanıdır anlayışı bahşetmiş. Ülkesini, memleketini, tüm insanlığı düşünme, iyi bir insan ve sorumluluk sahibi iyi bir Müslüman olma gayreti vermiş. Bıkmama, yılmama, azim, sabır ve mücadele aşkı vermiş. Sağlık, sıhhat, boş zaman vermiş.

    Bütün bunlardan sonra bu Salma Sığırcılık ve Mera Hayvancılığı ile ilgili bir çalışmayı kimsenin yapmadığını görmüş ve Kadir Demircan bu benim işim ve mesleğim değil bunu da birisi yapsın diye beklemeden üzerine vazife edinip kolları sıvamış ve böyle bir eser çıkmış ortaya. Şükürler olsun Rabbime. Dileyen faydalanır, dileyen ön yargısından kurtulamayıp faydalanmaz, atar bir tarafa.

     İnşallah sizler için faydalı olacağına inandığım bu çalışmayı sunuyorum sizlere. Bu kitabımı hem kitap olarak 2.000 adet 14x24 CM olarak basıp yayınlıyorum, Word dosyası şeklinde internete yüklüyorum hem de seslendirmeli video albüm olarak yapıp Youtube kanalına yüklüyorum. Bu kitabımızı İsteyen parasız, isteyen de paralı olarak alabiliyor.  Yine internet üzerinden isteyen istediği bölümü ve bilgiyi istediği yerde, istediği şekilde yayınlayabiliyor. Kimsenin kaynak belirterek yayınlamasına, benden izin almasına gerek olmayıp, telif gerektirmeyen, anonim bir eser olarak insanlığa sunulmuştur ve bu şekilde açık ilan edilmiştir.

İçindekiler

Giriş - Bu Kitabı Neden Hazırladık

Salma Sığırcılık Artık Kaçınılmaz

Salma Sığırcılık Nasıl Yapılmalı

En Pratik ve Basit Yöntemler

 

Kaç Çeşit Salma Sığırcılık Uygulaması Vardır

 

Hangi Tür Hayvanlardan Salma Sığır Olur

Neden Salma Sığırcılık? 

Salma Sığırcılık Nedir

Salma Sığırcılık da Verimliliğin Arttırılması

 

 Yerli ve Milli Hayvan Irklarımız Hangileridir

Salma Sığırı Nerede Ve Kimler Yapabilir?

Salma Sığırcılık İçin Hangi Hayvanlar Seçilmelidir?

Salma Sığırcılığın Ülkemizdeki

Yeni ve Eski Durumu

Hangi Araziler ve Hangi Bölgeler

Salma Sığır İçin Uygundur

Salma Sığırcılıkta Meradaki

Sorunlar, Tehlikeler Nelerdir.

Salma Sığırcılığı Herkes Yapabilir mi,

En Pratik Uygulama Alanları

Mera Çeşitleri Ve Özellikleri

Salma Sığırcılıkta

Maliyet Ve Kar Durumları

Salma Sığırcılığın Coğrafya

Ve İnsan Sağlığına Katkıları

Arazide Suyu Nasıl Buluruz

Arazide Su Kaynakları Nelerdir.

Salma Sığırcılıkta Devlet Desteklemeleri

 

Salma Sığırcılık Artık Kaçınılmaz

     Türkiyede 2003 yılından beri hayvancılık ve tarım üzerine haberler ve televizyon programları yapan birisiyim. Hatta hiçbir tarım kanalı yok iken, bu programları amatör olarak yapıyor ve internet video kanallarından yayınlıyordum. Tarım ve hayvancılık üzerine tv programlarını ilk başlatan kişi olarak da tanınmaktayım. 2014 yılından beri önce “Üretici Dünyası” ve “Hayatım Orman” programları ile başlayıp, halen “Çobanla Başbaşa” yapımlarıyla da Çiftçi TV deki programlarıma devam etmekteyim. Bu vesile ile de ülkemizin tamamını, bütün bölgelerini, illerini gezip inceleme araştırma imkânım oldu. Kendimde doğayı, kırsalı, köyleri,  arazileri, meraları, köyü, köylüyü, hayvanları, bitkileri, ağaçları, ormanları seven birisiyim. Buda tamamen Allah vergisi, Allah’ın takdiri ilahisi olan bir durumum. Kısmen ve hobi amaçlı da olsa hayvancılık yapmaya da çalışıyorum.

     Bu güne kadar bütün bu TV programlarımı hep ülkeme, halkımıza hizmet olsun, bu dünyada hoş bir seda bırakalım amacıyla gönüllü olarak yaptım, hiçbir ticari ve maddi beklentim olmadı. Allah sağlık ve ömür verdiği sürece de bu hizmetlerime devam edeceğim.

    Sizlere yani eline alıp bu kitabımı zahmet edip okuyanlara şu hususları anlatmak, hatta haykırmak istiyorum. Ne olur artık hayvancılık için betonarme yapılardan, devlet kredilerinden, saçma sapan uçuk projelerden, büyük hayallerden, büyük devasa yatırımlardan, hayvan fabrikalarından kaçın, uzaklaşın. İnsanları da bu yönde aydınlatın. Ne olur paranızı betona gömmeyin, çöpe atmayın, doğayı kirletmeyin, milli servetimiz olan toprağımızı beton yapılara terkedilmiş moloz yığınlarıyla kapatmayın.

    2014 yılından beridir arazi üzerine emlakçılık yapıyorum. Kırk yıllık bir gazetecilik ve basın geçmişimle emlakçılığı birleştirip buluşturarak Türkiyede emlak tanıtımlarını video çekimleriyle yapıp yükleyen, haberleştirerek yayınlayan, sunan ve emlakçılık alanında reformlara ve yeniliklere imza atan birisi olduğum bilinmektedir. Elimde en az, sadece bir bölgede, yüzün üzerinde satılık büyükbaş - küçükbaş hayvan çiftliği var. Hepsi atıl, kendi kaderine terkedilmiş, beton yığınları ve harabeler şeklinde durmaktadır. Hem eski model olanlar, hem de son sistem yeni, bir iki senelik çiftlikler var. Daha bir tanesini bile satmışlığım yok, alan yok, soran yok. Bomboş, atıl vaziyette bekliyorlar. Bu gerçeğe rağmen çevremizde yeni inşa edilen çiftlikleri de görmek beni üzüyor. Başlayalı iki yıl olmuş, hale yapımı devam ediyor, ne zaman biteceği, hizmete gireceği, girdikten sonra ne zaman sonra kapanacağı belli değil. Türkiye’nin her tarafında bu yapıları gözetlerim ve bazılarını inceledim, gezdim. Faal olanlar, başarılı olanlar var tabii ki, ama çoğu zor durumda, terkedilmiş vaziyette, içler acısı bir halleri var. Başarısız olmuşlar, yürütememişler, iflas etmişler, perişan olup gitmişler.

     Maalesef bu işe bilen bilmeyen herkes girmiş, adamın fabrikası var, çok para kazanıyor, devletten kredi alma imkân ve kabiliyetinde, tabiiki merak ve aç gözlülük de var, çok para kazanma, her şeye el atma hırslarıyla birlikte bu tür kişilerde girmiş bu işlere. Sonra umduklarını bulamamışlar, çekilmişler. Devletin, milletin parasını gömmüşler toprağa, betona alanı terk etmişler. Ne satabiliyorlar nede aç gözlülüklerinden düşük ücretlerle kiraya verebiliyorlar. Satmak istiyorlar dünya kadar para istiyorlar, birisi kiralamak istiyor uçuk kiralar istiyorlar, kimse havalarından yanlarına sokulamıyor. Bomboş, atıl vaziyette duran binlerce çiftlik var, çok yazık.

    Televizyon programlarımda hep şunları haykırıyorum; ne olur paranızı betona gömmeyin, çöpe atmayın, büyük beton yapılardan, lüks çiftliklerden, büyük pahalı yatırımlardan kaçının. Küçük, basit, mütevazi, hesaplı, pratik yapılar oluşturun. Hayvana garsonluk etmeyin. Hayvanlar sizden koltuk, kanepe, altlarına halı lüks oda istemezler. Onların istekleri çok basit, olağan ve karşılayabileceğiniz küçük şeylerdir. Paranızı çöpe atmayın, zamanınızı ve enerjimizi boşa harcamayın. Zaman çok önemli bir sermayedir. Üç dört yıl bir çiftlik yapımına ömrünüzden birkaç yılı harcamayın. Ömürde çok kıymetlidir sermayede. Sizin paranız devletin parası, devletin parası bizim paramız, hepimizin parası, sermayesi bu kaynak. Halk zengin olursa devlette zengin, devlet zengin olursa halk da mutlu olur demekteyim.

   Adam hayaller kurmuş, biraz parası, sermayesi var, biraz da devletten kredi çekmiş, proje çizenlerin gazına gelmiş, çizdirmiş projeyi, almış teşviki, elindeki sermayesini de gömmüş betona. Üç yılını da harcamış, yapmış çitliği, içine hayvan koyamamış, hayvan koymuş adam bulamamış, adam bulmuş girdi ve maliyet fiyatlarından kara geçememiş, gittikçe aşağıya gitmiş, toparlarım diye bankalardan almış krediyi, ödeyememiş, sonra satılık çiftlik yazarak pes etmiş. Satılık çiftlik yazsa ne olur, istiyor dört - beş trilyon, harcadığı parayı, kaybettiği sermayesini geri almaya çalışıyor ama nafile, artık ne o sermaye ne de oraya verdiğin birkaç yıl asla geri gelmeyecek. Çok geçte olsa bunu anlıyor ama olan olmuş artık, geri dönüşü yok. Zaten çiftliği soran yok, bakan yok, beğenen yok. Herkesin kafasında bambaşka hayaller, projeler, alçaklardan uçan yok. Kimse başkasının yaptığı işi beğenmiyor, her şey kendine özel olacak, kendi yağıyla kavrulacak kimse yok. Maalesef durum tespiti bu. Bundan yirmi yıl önceleri Avrupa birliğine gireceğiz, Avrupalı oluyoruz, üretim söyle olacak, böyle olacak, büyük işletmeler kurulacak, kredi verilecek, teşvikler dir bir furya aldı başını gitti. Şimdilerde ise Avrupa hayalleri tepe taklak olmuş vaziyette, Avrupa birliği dağılmaya başladı, kendine faydası yok.

    Büyük çiftlikler yerle bir tepe taklak, hepsi can çekişiyor. Geri dönüş, tekrar o beğenmediğimiz, hakir gördüğümüz köylümüzün küçük işletmelerine oldu. Köyde on tane süt hayvanı olan köylümüz çarkını döndürüyor, ekmeğini çıkarıyor ve mutluluğu devam ediyor. Hayvancılığı büyük sanayiye, fabrikaya dönüştürmeye çalışan, devletin kasalarını boşaltan, köylüleri büyük çiftliklerinde çoban ve işçi olarak köle gibi çalıştırmayı hedefleyen büyük patron olma heveslileri yerle yeksan olup gittiler. Gitmeye, yok olmaya, perişan olmaya devam ediyorlar.

     Ey halkım, öze dönün, söze gelin, söz dinleyin. Ülkemiz dünyanın en iyi ülkesi, tarım ülkesi, turizm ülkesi, medeniyetler ve demokrasi ülkesi. En güzel coğrafyaya, sulara, denizlere, ormanlara, meralara, madenlere, kırsala, köylere, insanlara sahip bir coğrafyadayız.

     Malum, günümüzde, dünyada büyük değişimler olmaya başladı. Dünya küçüldü, küçülüyor, tek merkeze doğru ilerliyor. Farklı alanlarda büyük savaşlar yaşanıyor. Şeytani akıl insanlığı bitiriyor, insanları kobay olarak kullanmaya, oynamaya başladı. Bir virüs belasıyla tüm dünyaya şekil vermeye başladılar, insanları öldürebiliyorlar, zehirleyebiliyorlar.  Orman yangınlarını uzaydan çıkarabiliyorlar.  Gıdalarla oynamaya başladılar. Kuraklık ve su sıkıntısı çıkarmayı deniyorlar.

     Hayvan ve bitkilerin tohumlarını, nesillerini bozdukları gibi, şimdi insan nesli ile de oynamaya başladılar. Gelecekte insanın en büyük sorunu gıda olacağa benziyor.

Bütün bu tespitler ışığında kitabımızın konusuna dönecek olursak; gelin şu salma sığır ve mera hayvancılığına dönelim, ağırlık verelim. Büyük çiftliklerin yapımından, projeli, çetrefilli, uzun zamanlar alan işlerden kaçalım. Büyükbaş hayvanların ırklarını bozdular, çok et ve süt yapan hayvanlar olsun diye yem fabrikaları kurdular, batı önce hayvan üretti, reklam etti sattı bize, sonrada ardından yem fabrikalarını dayayıp, bunları alacaksınız, vereceksiniz demeye başladı. Bire on kazanma hırsındaki insanımız aldandılar bu tür oyunlara. Bire on kazanalım derken elindekini de kaybettiler. Dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan oldular.

       Yerli ırk hayvanlarımıza geri dönelim, kendi meralarımıza geri dönelim. Bizi kurtaracak olan kurtuluş savaşlarında Çanakkale’de kağnı arabası çeken inek, kırk yıl öncesine kadar sabanla çift sürdüğümüz o siyah beyaz fotoğraf karelerinde kalan boz öküz,  harman almak için eşekle birlikte koştuğumuz kara inektir.  Bizim ülkemizin şartları, meraları, arazileri bu hayvanlara uygun. Dağlık bölgelerdeki kuru tarım arazilerimiz tamamen terkedilmiş vaziyette, sahipsiz, ekilip biçilmiyor, kullanılmıyor. Sahipleri ölmüş, mirasçıları paylaşamıyorlar bir türlü. Köyler terkedilmiş, gençler şehirlere kaçmışlar. Köylerde de hep ihtiyarlar kalmışlar, onlar da tarım yapamıyorlar. Köylerimizin terkedilmiş durumları içler acısı bir durum. Bu virüsün yayılmasının önemli sebeplerinden birsi de şehirlere insanları tıka basa dolmasıdır.

      Gelin şu yerli sığırları edinelim, meralarımızı arazilerimizi bunlara bırakalım. Köylerimize geri dönelim, eski hayvanlarımıza geri dönelim. Hayvanlara garsonluk yapmayı bırakalım. Gönenin, Balyanın, Yenicenin birçok köyünde köylüler bu salma hayvancılığı çok güzel yapıyorlar. Ben de onlardan gördüm, öğrendim. Adamın tarlası var, üç dört tane, her tarlasına sekiz on tane hayvan koyuyor, etrafını sağlam tel avlu ile çeviriyor, önlerine de biraz su koyuyor, gidiyor evine başka işlerini yapıyor. Günde bir defa motosikletiyle veya traktörüyle dolaşıyor hayvanları, denetim yapıyor. O hayvanlar orada kendi kendilerine, gece ve gündüz, yaz ve kış kalıyorlar. Tarladaki kuru ve yeşil bütün otları, çalıyı, çırpıyı yiyerek besleniyorlar. Çok az su içiyorlar. Ve bu hayvanlara zarar verecek herhangi bir yabani hayvan da yok ormanda. Onlar zaten kendi yavrularını herkesten, her tür tehlikeden koruyorlar, yanlarına hiçbir şeyi yaklaştırmıyorlar.

      Gördüğüm güzel örnekleri hep köylülerden gördüm, köylü gerçekten işini biliyor. Ben istiyorum ki Türkiye genelinde tüm köylerde bu yerli ve salma sığırcılık gelişsin, yapılsın, herkes yapsın. Üzülüyorum, dağlarda o kadar boş, atıl kalan arazi var ki. Baharda her taraf ot oluyor, sonra bir tek hayvan bu otlardan yararlanmadan o otlar çör çöp olup kuruyup yok olup gidiyor. Milli bir servet israfı bu. Araziler bakımsızlıktan orman olmuş, dağ olmuş, bozulmuş. İstiyorum ki bu salma sığırcılığı herkes yapsın, şehirdeki insanlar, yatırımcılar köylere gelsinler bu işi yapsınlar. Köylerdeki insanlarla iş birliği yapsınlar, birlikte, beraberce yapsınlar. Adamın sermayesi vardır, köydeki bir gence iş verir, istihdam sağlar. Böylece köylere geri dönüş hızlanabilir, değerlenebilir. Devletin, hükümetin aslında köylere dönüş ile ilgili, köylerin yeniden kalkınması, yapılandırılası için reformlar yapması lazım. Köylerin adını mahalleye dönüştürerek çok fazla bir şey yapılamıyor.

     Bundan sonra TV programlarında bu salma sığır projesini işlemeye,  anlatmaya devam edeceğim. İnşallah ilgili ve yetkili kurumlarda bu konuya el atarlar. Ülkemizin kurtuluşu yerli ve salma hayvancılıkta. Bu konuda salma hayvancılık eti satan özel marketler kurulmalı, insanımız doğada beslenen, temiz, organik et almak ve yemek için bilinçlenmeli. Kültür ve anlayış farkımızı değiştirmeliyiz. Hastalıkların çoğu yetersiz ve sağlıksız beslenmeden kaynaklanıyor. Temiz gıda, sağlıklı ve doğal beslenme anlayışımızı ve kültürümüzü değiştirmeliyiz. Hastalıklar ve ilaçlar için harcayacağımız parayı, sağlıklı ve doğal beslenme kaynaklarına harcarsak daha çok karlı oluruz.

   Salma hayvancılıkla ilgili konularda arazi bulma, bilgi ve danışmanlık, organizasyon gibi her türlü konularda Keşif Arazi Emlak Ajansı olarak da insanlara yardımcı oluyoruz. Bu konuda alanda örnek uygulamaları çekip televizyondan ve Youtube kanalımızdan yayınlıyoruz. Herkes bu işe el atarsa büyük bir pazarı da oluşabilir.

    Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hayvancılık; iş, istihdam, ekonomik, sosyal ve beslenme açısından çok büyük önem taşıyan vazgeçilmez bir sektördür. Hayvancılık, ülke ekonomisinin gelişmesine katkıda bulunmakta, kırsal alanda çok önemli bir istihdam oluşturmakta ve ciddi düzeyde milli ekonomimize katma değer sağlamaktadır.

    Yem bitkilerinin ve hayvanlar için çeşitli besin kaynaklarının oldukça fazla miktarlarda bulunabildiği ve hayvancılık amacıyla tasarlanmış olan, taban suyu derinliğine sahip nitelikteki araziler mera olarak değerlendirilmektedir. Meralar çoğunlukla atıl, meyilli ve engebeli arazilerden meydana gelmektedir. Orman içi alanlarda da bulunabilen meralar sayesinde hayvanlar, çok daha kaliteli bir biçimde beslenebilmekte ve doğadan kendi kendilerine gerekli besin ihtiyaçlarını karşılayabilmektedirler.

Meralarda bulunan bitki çeşitleri kısa boylu olup genellikle seyrek olduğundan dolayı hayvanlar son derece rahat bir şekilde hareket edebilme imkânına sahiptirler. Mera alanlarının toprak yapısı kumlu ve çakıllı bir nitelik barındırmaktadır. Meralar genel olarak sahip oldukları meyilli yapıları nedeniyle yağmur suyunu tutamaz ve toprak çoğunlukla kuru halde kalır.

Meralardan elde edilen yem bitkileri, son derece yüksek bir besin değerine sahip olduğundan dolayı bu alanlardan beslenen hayvanların verimi çok daha yüksek ve doğal olmaktadır. Bu durum aynı zamanda hayvan üreticiliği yapanlara da ekonomik açıdan önemli bir fayda sağlamaktadır. Özellikle de yağışın yoğun olduğu dönemlerde meradan daha fazla yem bitkisi elde edilir.

Meraların her daim uygun mevsimlerde kullanılması önemli bir husustur. Meradaki bitkilerin, otların belirli bir olgunluğa ulaşmasının beklenmesi çok önemlidir. Ayrıca meraların mevcut kapasitesinin göz önünde bulundurularak ve yem tipine uygun olarak hayvanların otlatılması önemli bir husustur. Bu konulara dikkat edildiğinde meralardan daha yüksek verim elde edilmesi mümkün hale gelir.

     Halkımızın yeterli ve dengeli beslenmeleri, özellikle çocuklarda ve gençlerde sağlıklı bir zihinsel ve bedensel gelişme için, mutlaka gerekli olan et ve süt gibi ürünlerin üretilmesi gerekmektedir. Organik ve doğal hayvancılık et, süt, tekstil ve deri gibi çeşitli endüstri kollarına önemli bir ölçüde hammadde de sağlamakta, yem, ilaç ve donanım gibi yan sanayi kollarının kurulmasına ve gelişmesine yardımcı olmakta, ülkemiz ihracat gelirlerine de değişen oranlarda katkı sağlamaktadır.

 

Salma Sığırcılık Nasıl Yapılmalı

En Pratik ve Basit Yöntemler

     Salma sığırcılık için bir yerden başlanılmalı. Ama nasıl ve ne şekilde başlanılmalı. Öncelikli olarak bu işe kesinlikle karar vereceksiniz. Psikolojide bir kural vardır, karar vermek başarmaktır. Karar vermişseniz önünüz ve yolunuz açık, hedefiniz belli demektir.  Daha karar verememişseniz, kafanızda şüpheler, sorular varsa, kafanız karışıksa, çevrenizdeki kişilerin olumsuz vesveselerine kulak veriyorsanız o zaman bu işe hiç girmeyin. Unutmayın ticaretin onda dokuzu cesaret işidir.  Cesaretiniz yoksa kaza yaparım, ölürüm, kalırım diye yola bile çıkmayın, araba bile kullanmayın. Kazaya ve kadere inanacaksınız, cesaretinizi toplayacaksınız, rızkın artık aslanın ağzında değil karnında olduğunu bileceksiniz, hedefinizi netleştirip arkanıza bakmadan yola koyulacaksınız.

     Öncelikli olarak bu iş için belirli bir sermayeniz olacak. Arazi için belirli bir kaynak, arazinin hazırlanması ve alt yapısının düzenlenmesi için bir kaynak, hayvanların alımı için, daha sonra en az bir yıl hiçbir para ve kar elde etmeden kendinizin ve hayvanların masraflarını karşılayabileceğiniz hazırda bir birikim bulundurulması gerekiyor. Ondan sonrası kolay. Öncelikli olarak bu matematiği yapmanız lazım.

     Arazi seçiminde bölge, coğrafya şartları çok önemli. Salma sığır için düşündüğümüz verimsiz, atıl ucuz araziler, ama ovadaki, verimli, düz ve sulanabilen verimli araziler de bu iş için çok daha güzel ve verimli olabilir. Çünkü ben hem yurt içinde hem de yurt dışında salma sığır yapılan yerleri gezdiğimde çok farklı araziler ve çiftliklerle karşılaştım. Ovada, düz, verimli arazilerde olabildiği gibi dağlarda terkedilmiş, atıl durumda engebelik, bayır arazilerde de bu işin yapıldığını bizzat gördüm, çekimler yaptım. Bu önemli hususu da dikkatlerinize sunmak isterim.

      Buraya kadar bütün şartlarımızı oluşturduk, geldik diyelim; eğer salma sığırcılığı bizzat kendimiz yapacaksak, hayvanların başında durup her şeyiyle ilgileneceksek, ikametimizi iş yaptığımız yere alacaksak şunları yapmamız lazım.

Araziyi hangi köyden alacaksak, o arazide yaz kış kalıp yaşayabilir miyiz, eğer yaşama durumumuz yok ise o köyden mutlaka bir arsa veya köy evi satın almamız ya da kiralamamız gerekmektedir. Köyde bu ikamet imkânını bulamaz isek şehirde mutlaka bir ev almalı ya da kiralamalıyız. Araziyi aldık, arazinin etrafında orman, mera, hazine arazisi gibi açık alanların olması, ekilip biçilen, tarım yapılan alanların olmamasına dikkat etmeliyiz. Arazimiz büyükse sıkıntı olmaz, etrafındaki birkaç yeri de kiralayarak büyütebilirsiniz.  Kiralama şansınız yok ise, etrafında hazine arazisi de yok ise, mevcut arazinize hapsolmak zorundasınız demektir. Bu durumda arazi büyüklüğüne göre hayvan koymanız lazım. Mesela 30 dönüm bir araziniz var, sulak bir yer, bol ot yapıyor ise, etrafındaki alanlardan yararlanma şansınız yok ise bu araziye en fazla 20 hayvan koyabilirsiniz. Kurak bir yer ise 10 hayvanla sınırlı kalmalısınız. Etrafını çitle çevirip, su ve kışın aşırı karda hayvanların barınması için dam işini de hallettiğinizde artık hayvanları koyabilirsiniz. Damım yapılmasında yarısı açık yarısı kapalı olabilir, damı güneye cephe,  sırtını ormana dayamanız faydalı olacaktır. Güneye cephe olması sabah güneşinin almasını sağladığımızda alt zemin çabuk kurur, güneş ışınlarından hayvanlar da faydalanır. Barınağın çatısını çok sağlam yapmanız gerekecektir, çünkü kışın çok kar yağışı olduğunda çökme ihtimali çok yüksektir. Etrafındaki tel avlu için çok büyük masraf etmenize gerek yoktur. Beton direk ve normal tel için 30 dönümlük bir araziyi üç bin metre avlu yapmanız gerekir, metresini 60 TL den yapsalar 180 bin TL gibi tarlanın fiyatına yakın bir çevirme masrafı çıkacaktır. Bunun için beş sıra dikenli tel ve söven dediğimiz ağaç direklerle, arazinin kenarındaki ağaçları da direk olarak değerlendirerek çevirme işini daha ucuza mal edebiliriz. Bazı üreticiler elektrikli çit ile de bu işi çözmektedirler ancak, bu çok sağlıklı ve güvenli bir yapı değildir.

Buraya kadar anlattıklarım, dışarıdan bir yabancı kişinin salma sığırı nasıl yapacağı ile ilgili bir husus idi. Ancak kendi köyünde, yerinde, mekânında, arazisinde bu işin yapılması çok daha kolay olacaktır. Köydeki kişiler birleşerek köy sırtmaçlığı sistemiyle çoğu yerde yarı salma sığırcılığı hala yapmaktadırlar. Köyden bir çoban bulup köylünün sığırlarını bu kişi gütmekte ve çobana hayvan sahipleri hayvan başına sezonluk veya yıllık bir bakım ücreti ödemektedirler. Bu sistem de çok sağlıklı ve mantıklı bir sistemdir. Bu sistemi yani köy sırtmaçlığı veya çobanlığı sistemini küçükbaş hayvancılıkta da yapmaktadırlar. Örneğin günümüzde Balıkesir Gönen Gündoğan köyünde köy çobanlığı hala devam etmektedir. Köyde herkeste 5 ile 20 arası koyun sürüleri bulunmakta, bu koyunlara üç büyük sürü halinde ayrı ayrı üç çoban bakmaktadır. Koyunlar sabah erkenden evlerinden çıkarılarak köyün kenarındaki bir toplanma merkezinde buluşmakta, daha sonrada sürü tamamlanınca meraya çıkmaktadırlar. Akşam olunca da köye geri dönerek herkesin koyunları kendiliğinden büyük sürüden ayrılarak küçük sürüler halinde kendi evlerinin yolunu tutmaktadırlar.

Salma sığırcılıkta ben köylerde herkese bu sistemi öneriyorum. Köyün büyük bir merasında ya da mera yok ise atıl arazilerin birleştirilerek değerlendirilmesiyle bütün köyün hayvanları bir veya birkaç yerde kontrollü salma sığırcılık sistemiyle bakılmasında çok bürük yararlar vardır.

       Eğer dışarıdan gelerek salma hayvancılığı yapmak isteyenler köyden yeri yurdu olan güvenilir sağlam kişilerle bu işi kar ortaklığı veya hayvan başı ücret olarak satın aldıkları veya kiraladıkları arazilerde yapabilirler.

Sistemi kurarak meraya bıraktığınız hayvanları düzenli olarak kontrol etmeniz, izlemeniz gerekmektedir. Bunu güvenlik kamera sistemleriyle de destekleyebilirsiniz. Doğadaki hayvanlar için çok önemli bir yabani hayvan tehlikesi bulunmamaktadır. Çakal, tilki, kurt, domuz gibi hayvanların büyükbaş hayvana yönelik ciddi bir mukavemetleri görülmemekle birlikte, kurtların hayvanların yavrularına saldırdıkları görülmüş bir gerçektir. Manisa da salma karasığır yapan bir abimiz, kurtların yavruyu yediklerini söylemişti. Makul ve mantıklı olan bir önlem olarak hayvanların başında bir tane köpek istihdam etmek yerinde olacaktır. Böyle bir durumda da köpeğe her yirmi dört saatte bir yemek getirmek gerekecektir.

     Sığırların bakılacağı arazilerin ormanlık, otluk, gölgeli olması gerekecektir. Yazın aşırı sıcaklarda ve kışın aşırı soğuk ve yağışlı havalardan hayvanlara bu ağaçlık alan korunak sağlayacaktır. Araziye bırakılacak hayvanların lider konumundakilere mutlaka çan takılmalı, tamamının kulak küpeleri bulunmalı ve kayıt altına alınmalıdır.

      Sulanabilecek arazilerde arazinin bölümlere ayrılıp tel çit ile bölünerek mera bitkilerinin ekilerek yetiştirilmesi, sulanarak verimliliğin yükseltilmesi ve münavebedeli otlatma yapılması çok karlı bir iş olacaktır.

 

Kaç Çeşit Salma Sığırcılık Uygulaması Vardır

1.Özel Çiftlik Sistemi Salma Sığırcılık Uygulaması.

2.Yarı Salma Sığırcılık Uygulaması.

3.Tam Salma Sığırcılık Uygulaması.

4.Köy Çobanlığı Toplu Salma Sığırcılık Uygulaması

1.Özel Çiftlik Sistemi Salma Sığırcılık Uygulaması.

Bu sistem herkesin hayal ettiği bildiğimiz bir çiftlik sistemidir.

Bu uygulama sistemine en makul, mantıklı, en garantili kontrollü ve yönetimi kolay en mükemmel sistem diyebiliriz.

Sulu ve kuru tarım arazisi olması fark etmez, büyük çaplı kendinize ait bir araziye bu projeyi tasarlayabilirsiniz. Etrafını sağlam avlu ile çevirir, hayvanlar için ağaçtan basit, ucuz ama sağlam bir barınak yaparsınız. Kendiniz içinde güzel, basit ve sağlam bir ev yaparsınız. Elektrik, su ve ısınma sistemini de hallettiğinizde, araziyi de münavebedeli otlatma için bölümlere ayırıp işe başlarsınız. Bu sistem tam bir çiftlik modelidir. Kırsal alan dışında, imkânlarınız ölçüsünde, büyük bir arazide bu sitemi kuracaksınız. Her gün, her saat ulaşabileceğiniz sağlam bir yolunuz olacak, yaz kış sürekli orada kalacaksınız, yaşayacaksınız. Aile fertleri ile birlikte kalınacak ve aile fertlerinin de çiftlik çalışmalarında faydaları olacak. Şehirde sosyal hayatınızda bir değişim olmayacak, sadece köyde yerleşim alanı içinde değil dışında kalacaksınız, sadece etrafınızda komşularınız olmayacak. Gece karanlık basınca her yer kararınca çiftliğinizde hayvanlarınızla beraber kalacaksınız. Sizin komşularınız sığırlarınız, koyunlarınız, köpek ve kedileriniz olacak. Aile fertlerinin tamamı bu sistemi sevmeleri gerekiyor. İçinde zorla bu sisteme adapte edilen olursa ileride sorunlar çıkabilir. Böyle bir sitemi isterseniz resmi, ruhsatlı bir çiftlik şeklinde yapabilirsiniz. Ama yine de büyük devasa betonarme yapılardan, paranızı toprağa ve betona gömmelerden kaçınmalısınız. Ayağımızı yorgana göre uzatmalısınız. Atından kalkamayacağınız, yarım kalacak, yıllarca sürecek inşaatlara asla girmemelisiniz. Yaptığımız yapıları da derme çatma, hurdacı dükkânına benzetmemelisiniz. Çiftliğiniz bittikten sonra simetrik bir düzene ve görsele sahip olmalı, şöyle görenlerin içi açılmalı, özenmeli. Gezdiğim çiftliklerin neredeyse yüzde doksanı çöplüğe, hurdacı dükkânına benzemiş vaziyette. İnsan her şeyin en güzeline layıktır. Az olsun, iyi olsun, düzgün olsun, temiz olsun, sizin olsun ve siz mutlu olun. Herekse de örnek olsun. Mutlaka iyi örnek olmaya çalışın, kötü örnek olmak hem size hem çevreye, hem de herkese zarardır.

Bu tür sistem en iyi aile işletmeleri sistemidir. Başında siz olacaksınız, çoban olmayacak. Bu işten zevk alacaksınız, seveceksiniz. Zevk almıyorsanız, sevmezseniz kesinlikle başarılı olamazsınız. Merak etmeyin bu salma sığır sistemi diğer kapalı bakım sistemleri gibi zor olmayacak, sizi üzmeyecek, başka işler yapmak ve gezip tozmak, sosyal hayatınız için çok vaktiniz olacak. İsterseniz böyle bir salma sığır çiftlik sistemi kurduktan sonra, gündüz şehre gidip başka bir iş yapabilirsiniz. Akşamdan akşama hayvanları düzenli kontrol ve gece hayvanların yakınında bulunmanız işe yetecektir. Ya da bu tür işe başladığınızda şehir dede yerel ve salma sığır eti, organik et kasabı diye bir dükkân veya lokanta açabilirsiniz. Yani bu işin üretiminden sonra pazarını da oluşturabilirsiniz. Eğer böyle bir et lokantası açsanız çok tercih edileceksiniz. Yurt içindeki program çekimlerinde bunun güzel örneklerini gördüm. Adam Aydında besilik büyükbaş hayvan çiftliği kurmuş, şehirde de büyük bir döner salonu işletiyor. Çiftliğin ve hayvanların meradaki fotoğraflarını asmış dış cepheye reklam olarak, insanlar merak edip girip döner yiyorlar. Çok hoşuma gitmişti. Sizde bunları yapabilirisiniz.

Eğer böyle bir çiftlikte bol su olursa, araziyi alttan sulama sistemi kurarak mera otları ekip sularsınız, bölümlere ayırarak münavebedeli otlatma yaparsanız çok daha başarılı olursunuz. Yani otu büyüyen bölüme hayvanları alırsınız, hayvanlar mesela on gün bir bölümde kalırken, diğer bölümün otları büyür, gelişir daha sonra oraya alırsınız. Oto biten bölüme tekrar sulamaya alırsınız. Avrupa’da bu sistem çok yaygın. Bol suyu ve otu olan küçük arazilerde bile münavebedeli istemle çok güzel hayvancılık yapıyorlar.

2.Yarı Salma Sığırcılık Uygulaması.

     Bu sistemde arazi aynı şekilde düzenlenir, etrafı çevrilir, suları ve kışın barınabilecekleri barınakları temin edildikten sonra hayvanlar tarlaya konulur. Hayvanlara yakın bir yerde ikamet edilir ve akşam sabah hayvanlar araziye gidilerek kontrol edilir. Hayvanlar arazide kendi başlarına gece ve gündüz, kapalı, korunaklı bir arazide kalırlar. Kışın çok kar yağışının olduğu ve bütün arazinin karla kaplı olduğu zamanlarda hayvanların ot bulmaları ve beslenmeleri zorlaşır. Bu durumda öncede burada biriktirilen saman ve ot balyaları hayvanlara intizamlı şekilde verilir. Yarı salma sistemde etrafı çevrili arazilerde normal olarak günde bir kez veya en az iki günde bir hayvanlar mutlaka kontrol edilmelidir. Mümkünse bütün arazi güvenlik kamera sistemleri kurularak gözetlenmelidir. Bu sitem daha kolay, masrafsız ve insan kaynağına fazla ihtiyaç duyulmayan bir sistemdir. Hayvanlar arazi büyüklüğüne göre yerleştirilmeli, birden fazla araziye hayvan koyacaksak mutlaka birbirine çok yakın yerlerde veya aynı bölge ve bir güzergâhta olmasına dikkat edilmelidir. Aynı bölge ve güzergâhta, ulaşımı kolay arazilerin olması denetim ve kontrolü daha kolay hale getirecektir.

3.Tam Salma Sığırcılık Uygulaması.

     Tam salma sığırcılık için çok az bölge ve arazi seçeneğimiz vardır. Bunun için devasa on bin, elli bin yüz bin dekar veya hektar gibi büyük hazine arazileri ve vadiler gereklidir. Bu yerlerin etrafında ekili dikili alanların olmaması, çok uzak olması, hayvanların bu zarar verebileceği tarlalara erişim engelleri ve korumaların olması gereklidir.  Tam salma sığırcılığı kaz dağlarında görmüştüm ve duymuştum. Çok az sayıda kişini bunu yaptığını söylediler. Çünkü hayvanlar büyük ölçüde kontrolünüzden çıkıyor.  Dağlık ve vadilik alanların belli bölgelerinde kendi başlarına otluyorlar ve o bölgeden kolay kolay başka bölgelere geçmiyorlar. Sahipleri de otladıkları, bulundukları bölgeleri biliyor, ara sıra takip ediyor. Tam salma sığırcılıkta hayvanlar için ne tapulu bir arazi, nede barınak nede kışlık besin maddesi gibi bir hazırlık yok. Her şeylerini kendi kendilerine hallediyorlar hayvanlar. Yani tam yabani, hiç insan görmemiş yaratık haline geliyorlar. Tam salma sığırcılığı hiç kimseye tavsiye etmemiz mümkün değil. Çok rizikolu ve tamamen kontrol dışı bir olay. Çok özel bölgelerde, özel yetenekli ve cesur kişilerin bunu yapıyor olması farklı bir beceri ve yetenek. Sonra bu hayvanların tehlikesi çok daha büyük. Hırsızlıklar, hayvanların korunaksız ve aç kalıp telef olmaları, yabani hayvan faktörleri, kaybolma ve bulamama rizikoları, bulunsa bile yakalayamama durumları, yaralayarak yakalama gibi tehlikeli durumlarla karşılaşa biliniyor.

4.Köy Çobanlığı - Toplu Salma Sığırcılık Uygulaması

Köy çobanlığı veya eski adıyla köy sırtmaçlığı sistemi Anadolu muzda çok eski bir imece sistemi, toplu ve müşterek bakıcılık sistemidir. Günümüzde de kısmen iyi merası olan ova köylerde devam etmektedir. Mesela Balıkesir Gönen Bostancı köyünde hala köy sırtmaçlığı büyükbaş hayvan bakım uygulaması devam etmektedir. Yine Manyasın Kızıksa beldesindeki merada köy sığırlarına köy sırtmaçları bakmaktadır. Bu sistemde köyde herkesin sağılır ineği vardır. Sabahleyin sağım bittikten sonra hayvanlar serbest bırakılarak köyün kenarındaki merada toplama yerlerinde toplanarak meraya çıkarlar. Sabahtan akşama kadar merada çoban bu hayvanları otlatır. Sonra akşama doğru köye getirir hayvanlar köyün içine dağılarak alışık vaziyette hepsi kendi evlerine giderler. Köy halkı hayvan başına köy çobanına sezonluk veya yıllık ücret öder. Bu sistemde köyde isteyen herkesin hayvanı olabilir. Hiçbir kimse hayvanların bakımı ile uğraşmaz. Gündüz başka işlerine bakarlar. Merada doyup sulandıkları için hayvanlar gece sadece evlerde kendilerine ayrılan yerde dinlenirler. Burada uygulamalar farklılıklar gösterebilirler. Çünkü sağım hayvanları bazen toplu sağım ünitesinde sağılırlar ve tüm köyün hayvanları tek bir barınakta kalabilirler.

Aslında en güzel salma sığırcılık sistemi budur diyebiliriz. Keşke ülkemizde bütün köylerde bu sistem kurulsa ve yaygınlaştırılsa.

Hangi Tür Hayvanlardan Salma Sığır Olur

    Yapılmak istenirse bütün büyükbaş hayvan türlerinden salma sığır uygulaması olabiliyor. Bunun bizzat çok örneklerini gördüm. Her çeşit hayvan türünden salma sığır yapabilirsiniz. Ancak yarı ve tam sistem salma sığırcılıkta mutlaka bölge ve iklim şartlarına elverişli hayvanların seçilmesi gerekmektedir. Yarı ve tam salma sığırcılıkta Yerli Kara Sığır, Boz Irk gibi yerli ve küçük cüsseli hayvanlar aşarı dağlık ve yamaç arazilere daha uyumlu, soğuk ve sıcak iklimlere elverişli, kendi kendilerine boğaya gelip hiçbir kimsenin desteğine ihtiyacı kalmadan kendi kendilerine ormanda buzağıyı doğurup bakabiliyorlar. Yine bu hayvanlar her türlü ot ve bitkiyle karınlarını doyurabildikleri gibi çok az su tüketimiyle de kırsal bölgelerde kalabiliyorlar. Bu yerli ırk hayvanların günde birkaç kilo su ile yetinebildikleri halde sanayi sığırları dediğimiz ithal sığırların bütün cinsleri günlük 50 ile 100 kilo arasında su tüketimiyle rekor kırmaktadırlar. Kilosu bir buçuk ton gelen hayvanların yamaç ve engebeli bir arazide yürüyebilmeleri çok zor olup, ayakları kayıp düştüklerinde kendilerini toparlayamamaları, sakatlanma ve ölümle sonuçlanan kazalara maruz kalmaları, uzun zaman kendi başlarına kalmalarında birçok rizikoları bulunmaktadır. Dağlık, sık ormanlık, çok eğimli ve engebeli ormanlarda ve arazilerde otlayabilecek, hayatlarını çok kolay sürdürebilecek hayvanlar muhakkak küçük cüssesi yerli hayvan ırkı türlerimizdir. Bir de tabiiki salma sığırcılıkta genelde besi üzerine planlama yapılmaktadır. Süt sığırcılığı salmada çok tercih edilmemektedir. Ancak salma hayvancılık yapan köylüler arasında süt sığırcılığını tercih edenlerinde oranı büyüktür. Salma sığırcılığı süt inekçiliği olarak yapmak ve sistemi buna göre düzenlemek çok daha isabetli bir iş olacaktır. Dağda, merada yayılan ve hiçbir yem maddesi ve ilaç barındırmayan hayvanların sütlerini sağıp perakende olarak, hakiki, gerçek doğal ve organik süt olarak kilosunu 4 TL yerine 10 TL den satmak çok daha güzel bir tercih olacaktır. Tabiiki de bunun da bir pazarı oluşturulmalı. İnsanımız maalesef bilinçsiz, sağlıklı gıda ve doğal beslenme üzerine daha çok alacak mesafelerimiz var.

Neden Salma Sığırcılık?  

     Meralarımızdan elde edilen yem, yüksek besin değerine sahip olduğu için bu alanlarda beslenen hayvanların verimi daha yüksektir. Bu durum çiftliklere de ekonomik açıdan fayda sağlar. Özellikle yağışın fazla olduğu dönemlerde meradan daha fazla faydalanılır.

Hayvancılıkta çayır, mera ve yayla gibi doğal otlatma alanları değerlendirilmektir. Hayvanları merada çevresi çitle çevrili bir arazide serbest bırakarak istedikleri gibi yayılmalarını sağlamaktır. Türkiye’de tahmini irili ufaklı 10 milyon civarı çayır ve mera alanı bulunmaktadır. Vasfı ve niteliği mera olmayan birçok orman ve hazine arazisi de mera olarak değerlendirilmektedir.

Ülkemizde yaygın olarak kullanılan hayvancılık işletmeleri, besi ahırı tipi kapalı ahırlardır. Bu sistemin tercih edilmesine etkili birçok faktör söz konusu olabilir. Eğer hayvanın ihtiyaçları göz önüne alınırsa böyle bir yatırım yapılmasına gerek yoktur. Kapalı, havasız ve sıcak bir ortam besi performansını olumsuz yönde etkiler. Ülkemizde son yıllarda kapalı ahır modellerinin hayvanın sağlık ve verimleri üzerine olumsuz etkileri dikkate alınarak, yarı açık tip ve sonraları tam açık tip ahırlar kullanılmaya başlanmıştır.

 

Bu sistemde sığırlarda tırnak uzamaları, ayak ve eklem hastalıkları ile idrar tutukluğu problemleri daha azdır. Hayvanların hastalıklara karşı mukavemeti çok fazla olmaktadır. Akciğer hastalıkları daha az görülür. Bu sistemde sığırlar yemleri iştahla yerler ve canlı ağırlık artış hızları yüksek olur. Merada beslenen sığırların karkasları aşırı yağlı olmadığından daha kaliteli ve lezzetli olur.

Nitekim kurban kesimlerinde insanlar kaliteli ve doğal et ihtiyacı için merada bakılan hayvanları tercih etmektedirler. Son yıllarda gözlemlerimiz salma ve yerli sığır yapanların ağırlıklı olarak kurbanlık üzerine satış yaptıkları ve geçimlerini kurbanlıktan sağladıkları görülmektedir.

     Buna rağmen hale şehirlerde organik et satan özel marketler kurulamamıştır. Günümüzde çok önemli hastalıklar ve sağlık sorunlarıyla karşılaşan dünyamızda sağlıklı ve doğal beslenme ihtiyaçları çok önemli bir zaruret haline gelmiştir. Günümüzde artık sağlık için yapılacak harcamaların sağlıklı ve doğal gıdalar ve doğal beslenme için yapılması çok önemli bir bilinçlenme ve anlayış farklılığı haline gelmiştir.

 

Salma Sığırcılık Nedir

   Salma sığırcılık şudur;  Hayvancılık yapacaksınız, arazi alıyorsunuz - parayla, proje çizdiriyorsunuz, betondan aylarca, yıllarca süren dam yaptırıyorsunuz parayla ve üstelik ömrünüzden ömür gidiyor. Hayvanları alıyorsunuz parayla, içine koyuyorsunuz, bakıcı buluyorsunuz, yem alıyorsunuz, hastalanıyor ilaç alıyorsunuz, veteriner getiriyorsunuz para veriyorsunuz. Ot ekiyorsunuz ot tohumu ve mazot parayla, suluyorsunuz işçilik ve para, biçtiriyorsunuz para, balya yaptırıyorsunuz para, arabaya sarıp depoya getiriyorsunuz para, hayvanların önüne karıp atıyorsunuz işçilik ve para, hayvanlar yedikten sonra gübrelerini temizliyorsunuz para ve işçilik, gübreleri araziye atıyorsunuz işçilik ve para… Para, işçilik, insan emeği, üzüntü, meşgale, yem fabrikalarını ayakta tutma, veterinerlik ofislerini destekleme, fabrikalara sağlıksız süt satma gibi can sıkıcı durumlar. Yetiş yetişebilirsen. Neredeyse 30-40 kalem girdi maliyeti… Hesapla da hesapla.

Bütün bunların yerine bu sığırları bir kereliğine araziye götürüp bıraksak, etrafını çevirsek, sularını önlerine temin etsek, hayvanlar kendilerine istedikleri otları yeseler, sulansalar, dışkılarını çıkarsalar, dışkıları kendi kendine kemre olsa, o kemrelerle arazide bol otlar olsa, biz de başka işimize gücümüze baksak nasıl olur. Hayvanlara garsonluk yapmasak, hayvanlara garsonluk yapmaktan kendimizi kurtarsak nasıl olur.… Hayvanlar kendi işlerini kendileri yapsalar nasıl olur. İşte salma sığırcılık budur.

   Salma sığırcılık hayvanlara yapılan girdi maliyetlerinin en aza çekilmesi ve kar marjının yükseltilmesi demektir.

   Salma sığırcılık doğal ve sağlıklı beslenme için insanlara doğal, organik, vitamin, protein ve enerji değeri yüksek kaliteli gıdalar sunmaktır.

   Salma sığırcılık verimsiz, atıl arazilerin, meraların değerlendirilmesi, üretime istihdama kazandırılması demektir.

   Salma sığırcılık yerli ve milli hayvan kültürümüze sahip çıkmak, hayvan ırklarının bozulmamasına, korunmasına öncülük etmek demektir.

 

Salma Sığırcılık da Verimliliğin Arttırılması

    Salma sığırcılık ve mera hayvancılığında hayvanlar yaz-kış açıkta ve serbest olarak besiye alınmaktadır. Açık sistem besicilikte aşırı sıcak ve soğuk sorun olabilmektedir. Çevre sıcaklığının -5,- 10°C'ye kadar düşmesi, besi performansını olumsuz yönde etkilemez. Aşırı sıcaklarda basit sistemli gölgelikler kullanılabilir. Ayrıca arazide ağaç ve tepeciklerin bulunması yaz aylarında gölgelik vazifesi görmektedir. Açık besi yerinin seçiminde önemli olan tarıma elverişli olmayan arazinin güney veya güney doğuya bakması önemlidir. Arazide çok soğuk ve sert rüzgârlara karşı korumalı alanlar olmalıdır. Ayrıca besi yerinin etrafı sağlam bir şekilde kontrol altına alınmalıdır.

Salma sığırcılıkta da dileyen herkes çeşitli yem ve rasyonları hayvanların tamamına veya dilediğine verebilir. Açıkta yapılacak besicilikte yem rasyonu önemlidir. Özellikle kış aylarında yem rasyonlar’ının yüksek enerjili olması iyidir. Sürekli temiz su da hayvanlar için çok önemlidir. Hayvanların günlük canlı ağırlık artışı için gerekli besin maddeleri ihtiyacı yaşlarına ve verimlerine göre farklılık gösterir. İstenilen canlı ağırlık artışı için, hayvanın günlük tüketebileceği kuru madde ihtiyacı dikkate alınarak hazırlanan rasyonlar hayvanlara yedirilmelidir. Hazırlanan rasyonun enerji ve protein açısından dengeli olması gerekmektedir.  Her hayvan sürüsünün içerisinde mutlaka damızlık bir erkek boğa bulunur. Bu hayvanlar kendi kendilerine doğal yollar ile döl alırlar ve buzağı yaparlar.

Salma sığırcılıkta hayvanlarda döl alması ve tutması için arazi konumları da önemlidir. Hayvanların gece konaklama ve dinlenme hallerinde sevebileceği ve rahat edebileceği araziler güneye cepheli, rüzgâr alan fakat hafif de kuytu olan yerler, derin gölgeli ve yumuşak zeminli araziler, dere boyları, vadi türü yerlerdir. Bir arazide aslında hayvanlar kendi yerlerini kendileri seçerler. Nerede rahat edebilirlerse hep oraya gelirler. Onlarında kendi içgüdülerine göre bir akılları vardır.

 

 Yerli ve Milli Hayvan Irklarımız Hangileridir

Hayvancılık tekniği geri, toprağı verimsiz, bakım ve besleme şartları yetersiz olan bölge veya işletmelerde yerli ırklar hakim ve yaygındır. Çünkü böyle yerlerde yerli ırklar, zahmetsiz bir üretim kaynağı özelliğine sahiptirler. Yerli ırklara Türkiye'de Yerli kara, Boz Step ve Doğu Anadolu Kırmızısı ırklarını örnek olarak gösterebiliriz.

Bunlar verim ve vücut yapıları bakımından, düşük verimli yerli ırklarla kültür ırkları arasında olduklarından geçit ırklar olarak bilinirler.

Doğu Avrupa'daki Kırmızı Sığır ırkları bu gruba örnek olarak gösterilebilir.

    Yerli ırkların geçit ırk haline getirilmesinde garanti fakat zaman alıcı olan yol, bakım ve besleme şartlarını düzeltip yüksek verimli hayvanlar elde etmeyi amaçlayan sürekli ve titiz bir seleksiyon yapmaktır.

İkinci yol ise, yüksek verimli kültür ırkları ile melezleme uygulamasıdır. Ancak bu takdirde çok dikkatli hareket edilmeli ve yeterli teknik bilgiye sahip olunmalıdır.

Kültür Irkları: Yem bitkileri üretiminin yeterli, çayır ve meraların verimli, pazarların uygun olduğu bölgelerde yüksek verimli kültür ırkları yetiştirilebilir. Bunlar, çeşitli bölgelerdeki yerli ırkların ya kendi aralarında saf yetiştirilmeleri ve seleksiyona tabi tutulmaları veya daha yüksek verimli diğer ırklarla melezlenip, bu melez döllere uygulanan sıkı ve sistemli bir seleksiyon sonucu elde edilmişlerdir.

Yerli Irklarımız:

1.Yerli Kara

2.Doğu Anadolu Kırmızısı:

3.Boz Step

4.Güney Anadolu Sarı-Kırmızısı:

  1. Güney Anadolu Kırmızısı (Kilis Sığırı)
  2. Yerli Güney Sarısı
  3. Halep (Şam) Sığırı

Kültür Irklarımız:

1.Esmer (Brown Swiss)

2.Siyah Alaca

3.Jersey

4.Sarı Alaca (Simmental)

Yerli Kara

Genellikle Orta Anadolu bölgesinde yetiştirilen Yerli Karasığırlar bu bölgenin iklim ve çevre şartlarına adapte olmuşlardır. İlkel bakım, besleme ve barındırma koşullarında yetiştirilir. Baş vücuda oranla biraz iridir. Boynuzlar hilal şeklinde olup zayıf ve kısadır. Anadolu’ya adapte olmuş ırklar içerisinde en ufak yapılı olanıdır. Deri rengi genelde siyah olup meme bölgesinde beyaz veya açık tonlu kısımlar görülebilir. Deri ince yapılıdır. Bacaklar ince ve kısadır. Boyunda genellikle ince kıvrımlar mevcuttur. Göğüs dar, butlar genellikle zayıf ve incedir. Kemikleri ince yapılı ve bacaklar kısadır. Tırnak yapısı ufak, sert ve oldukça dayanıklı bir yapıdadır. Süt verimi oldukça az olan bu ırkın meme yapısı küçük ve cılızdır. Meme başları ince ve kısadır. Yerli Karasığır ırkının en önemli görülen özelliklerinden birisi çok uysal olmasıdır. Az ot, az samanla ve az su ile beslenerek kanaatkâr olduğunu da ispatlamıştır. Laktasyon süreleri 200 gün, süt verimi 700-900 kg, süt yağı oranı % 4 civarındadır. Bakım ve besleme şartları iyileştirilirse süt verimi 1.200 kg’a kadar çıkabilir. Ergin canlı ağırlıkları dişilerde 200 kg, erkeklerde 300 kg civarındadır. Beside günlük canlı ağırlık artışı yaklaşık 900 g kadardır.

Doğu Anadolu Kırması

     Türkiye’de bu ırkımız Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu’dan köken alan bir ırktır. Bölge iklim ve mera şartları açısından sığır yetiştiriciliği için uygun bir bölge olduğundan doğu Anadolu kırmızısı için damızlık sağlama bölgesi olmuştur. Doğudan Orta Anadolu’ya doğru gelindikçe DAK ile Yerli Karaların melezlerinin giderek arttığı görülür.

Küçük yapılı, sert mizaçlı, kemik yapısı sağlam, göğsü dar ve derisi kalındır. Genellikle sağrı dar, keskin, sivri ve düşüktür. Sağrı cidagodan yüksektir. Renk kırmızı ve tonlarındadır. Kulak kenarları, boyun, göğüs, ön bacakların ön yüzleri, tırnakların deriyle birleştiği kısımlar koyudur. Kısa boynuzlu sığır ırklarındandır. Erkek ve dişiler boynuzludur. Boynuzlar koyu renk tonunda olup öne doğru kıvrım yapmaktadır. Karasal iklimin hüküm sürdüğü, engebeli arazilerde ve ilkel barınakların bulunduğu şartlarda yetiştirilmektedir. Mayıs ayından itibaren meraya ve yaylalara çıkarılır. Genellikle yılın altı ayını merada geçirir. Mera süresince ek yemleme yapılmaksızın köy sürüleri şeklinde yetiştirilir.

Boz Irk

     Anadolu ve Trakya’nın tipik bir step sığırı olan boz ırk kökeni itibari ile Anadolu’nun yerli ırkları arasında Bos Taurus Primigenius grubuna giren tek ırktır. Türkiye’de Ege ve Marmara bölgelerini yayılma alanı olarak gösterebiliriz. Vücut sağlam yapılıdır. Sağrının kuyruk sokumuna yakın kısmı oldukça dardır, bu nedenle üstten bakıldığında üçgen şeklinde görünür. Erkeklerde vücut önden arkaya doğru daralır. Sağrı cidagoya göre daha yüksektir. Kıl rengi açık gümüşiden koyu kül rengine kadar değişir. Boğaların göz etrafında gözlük gibi koyu bir halka mevcuttur. Memenin etrafı ise siyah bir halka ile çevrilidir. Kulakların içi siyah kıllarla kaplıdır. İnekler boğalara göre daha açık renkli olurlar. Genellikle boyun, döş, göğüs, omuzların alt kısımları ve bacaklar vücudun diğer yerlerine göre daha koyudur. Deri rengi koyu gri, tırnaklar ise siyahtır. Anüs bölgesinin siyah renkte olması ırkın saflığı konusundaki işaretlerden biri olarak kabul edilir. Buzağılar açık kahverengi doğar, büyüdükçe renk griye dönüşür. Erkek ve dişiler boynuzludur. Boynuzlar hilal şeklinde, yapısı dairesel kesitli ve boğumsuzdur.

 Irkın doğal yaşam alanları genelde dağlık bölgelerdeki orman içleri ve engebeli arazilerdir. Bu tür alanlarda insan müdahalesi olmadan yaşama, beslenme ve üreme yeteneğine sahiptir.

Güney Anadolu Sarı - Kırmızısı

    Kilis merkez olmak üzere, İçel’den Şanlıurfa’ya kadar olan Güney Anadolu Bölgesi Güney Anadolu Kırmızısının yayılma alanıdır. Asil ve zarif görünümlü,

boyun kısa, baş dik, cidago belirgin ve yüksektir. Yaş ilerledikçe gerdanda kıvrımlı ve sarkık bir deri yapısı gelişir. Özellikle erkeklerde hörgüç benzeri bir oluşum meydana gelir. Vücut dar ve nispeten kısadır. Göğüs dar, sağrı kısa ve cidagodan daha yüksektir. Kuyruk bağlantı noktası sağrıdan yüksek ve vücuda bağlantısı kuvvetlidir. Bacaklar, genelde narin yapılı, ince ve oldukça uzundur, arka bacaklar daha incedir. Vücutta harmoni bozuktur. Bu nedenle sallantılı yürüyüş görülür. En çok rastlanan renk sarımsı kırmızıdır. Sarıdan kırmızıya ve kahverengiye kadar farklı renklilere rastlanmaktadır. Genel olarak burun etrafında vücut renginden daha açık bir halka vardır. Bacakların iç yüzeyleri, meme ve karın altı vücuda göre daha açık renktedir. Vücudun ön kısmı arkaya nazaran daha koyudur. Kuyruk püskülü siyah renklidir. Kısa boynuzlu sığır ırklarındandır. Boynuzlar dar, ince, yukarı ve iki yana doğru uzanır. İlkel bakım, besleme ve barındırma koşullarında yaygın olarak köy sürüleri şeklinde yetiştirilir. Mera devresi yılın dörtte üçünü bazı yerlerde ise tamamını kapsar. Ahırda yemleme yalnız kış aylarında yapılmaktadır.

Toros’ların güneyindeki alanlarda ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaygın olan bu ırkın üç değişik varyetesi vardır:

Güney Anadolu Kırmızısı (Kilis Sığırı)

Sıcak iklime ve haşerelere karşı oldukça dayanıklı olan Kilis sığırları bakım ve besleme konusunda diğer yerli sığırlarımıza göre daha duyarlıdırlar. Besiye alınan Kilis sığırlarında günlük canlı ağırlık artışı 1 kg civarındadır.

Renkleri sarıdan kahverengine kadar değişen bu ırk Türkiye yerli sığır ırkları arasında süt verimi ve cüsse büyüklüğü bakımından ilk sırada yer alır. Kilis civarında yetiştirilen, dar vücutlu, ince kemik yapılı olan bu ırkta canlı ağırlık 300-400 kg, süt verimi 2000 kg civarındadır.

 

Yerli Güney Sarısı

Renkleri kirli sarıdan tarçın rengine kadar değişen bu ırk Kilis sığırına göre daha küçük cüsselidir. Mersin, Hatay ve Çukurova yöresinde yetiştirilmekte olan Güney Sarı ırkında canlı ağırlık 150-300 kg, süt verimi ise köy koşullarında 500-600 kg, ıslah edilmiş sürülerde 1000 kg civarındadır.

Halep (Şam) Sığırı

Osmanlı İmparatorluğu zamanında Suriye’den getirilmiştir. Vücut yapısı ve renk bakımından Kilis sığırlarına benzerler. Ancak vücutları daha uzun ve ince yapılıdır. Süt aynası, süt kâsesi ve süt damarları gibi süt göstergeleri iyi gelişmiş bir meme yapısına sahiptirler. Renkleri açık kahverenginden koyu kahverengine kadar değişen Halep sığırında süt verimi 2500-3000 kg civarındadır. Yüksek verimleri nedeniyle bakım ve besleme koşullarının iyi olması gerekir.

Esmer (Brown Swiss)

Koyu kül ve kahverenginden açık kahve ve gümüşi kül rengine kadar değişen renkteki kültür ırkı sığırlardır Bütün hayvanlarda burun ucu etrafında açık renk bir halka mevcuttur. Burun ucu kendisi koyu renktedir. Boynuzlar beyaz olup uçları siyahtır.

Canlı ağırlık ineklerde 500-700 kg dır. Süt verimi bir laktasyon döneminde ortalama 5000 kg‟ın üzerine çıkabilir

Siyah Alaca:

Siyah beyaz alaca, renkli kültür ırkı sığırlardır. (İneklerde canlı ağırlık 500-700 kg dır. Bir laktasyon döneminde süt verimi ortalama 6000 kg‟ın üzerine çıkabilir).

Jersey

Sarı ve kahveden esmere kadar değişen renkte et tutmayan, kemikleri belirgin sakin bakışlı kültür ırkı sığırlardır. Dil ve kuyruk ucu genel olarak siyah renklidir. 

İneklerde canlı ağırlık 300-450 kg’dır. Bir laktasyon döneminde süt verimi ortalama 3500 kg‟ın üzerine çıkabilir.

Sarı Alaca (Simmental)

Kırmızı beyaz veya sarı beyaz alaca renkli, kültür ırkı sığırlardır. Burun ucu et rengindedir. Tırnak ve boynuzlar sarıdır. Alın ve boynun üst kısmında çok defa uzun kıvırcık kıllar vardır. İneklerde canlı ağırlık 650-850 kg dır. Bir laktasyon dönemindeki süt verimi ortalama 3500-4000 kg dır.

 

Salma Sığırı Nerede Ve Kimler Yapabilir?

      Tarım ve hayvancılık ülkesiyiz. Hayvansal kaynaklı besin ürünlerinin elde edilmesinde besi ve mera hayvancılığının önemi çok büyüktür. Özellikle organik besin maddesi tüketimine yönelen insanlar, besi ve mera hayvancılığının önemini arttırmıştır.
      Besi hayvancılığı, mera hayvancılığına göre daha çok iş gücü isteyen ve maliyeti çok yüksek olan bir üretim türüdür. Ancak verim açısından besi hayvancılığı, mera hayvancılığından daha yüksektir. Besi hayvancılığının en ideal hali mera hayvancılığıdır, ancak hayvanlara yem desteği verilmesi gerekir. Bu yöntem maliyeti düşüren ve üreticiyi rahatlatan bir uygulama olabilir. Eğer besi hayvancılığı yapmak istiyorsanız, ancak maliyeti bütçenize uygun değilse, yem destekli mera hayvancılığını düşünebilirsiniz. Çünkü günümüzdeki organik yemler, her ne kadar vitamin değerleri methedilse de besi hayvanlarının etinin ve sütünün kalitesini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle hayvanın iyi ve sağlıklı beslenmesi, hayvandan elde edilecek verimin yükselmesine de yardımcı olacaktır.
        Öncelikle mera hayvancılığının yapılabilmesi için gerekli olan ilk nokta geniş ve yoğun otlaklardır. Bu nedenle yağış alan ve yıllık sıcaklık farkı çok olmayan bölgelerde mera hayvancılığı yapılabilir. Çünkü hayvanlar mera alanlarına salınır ve doğal yolla beslenmeleri sağlanır. Bu açıdan bakıldığında mera hayvancılığının yapılabilmesi için, bölgenin iklim koşullarının uygun olması gerekir. Tüm sene boyunca meralardan beslenen hayvanlar için, arazinin sonbahar yağışlarıyla birlikte tekrar canlanması ve bahara çıkması gerekmektedir. Yağışın yoğun olduğu bölgelerde mera alanları, büyükbaş hayvanları yeterince doymalarını sağlar.
Meranın azaldığı ya da yetmemesi durumunda araziye müdahale etmeniz gerekebilir. Çayırların daha hızlı ve yoğun çıkması için merayı sulama sistemine tabi tutup gübreleyebilirsiniz. Ayrıca yabancı otlar, mera alanındaki verimi düşürebilir. Mera alanını yabancı otlardan, çaltı ve dikenlerden, taşlardan, çöplerden temizleyin. Mera için ayrılan arazinin tamamını hayvanlar için açmayın. Kademeli olarak açın ki tahribat olması durumunda elinizde bir alternatif her zaman olsun. Buna münavebedeli otlatma sistemi denilmektedir. Ayrıca susuzluğa dayanıklı tohumlar alarak üretimi devam ettirebilirsiniz. Merada bulunan otların ve çayırın belli bir olgunluğa eriştikten sonra hayvanların salınıp otlatılması hem hayvanlar için hem de arazi için çok daha faydalıdır.
      Ülkemizde mera hayvancılığı için en ideal bölgeler, yoğun yağış alan bölgelerdir.

Salma sığırcılığı kimler yapabilir sorusuna verilecek cevap ise çok basittir. Hayvancılık işine meraklı, becerisi ve isteği olan herkes bu işi yapabilir. Fazla bir sermaye gerektirmeden her bütçeye uygun salma sığırcılık yapılabilir. Ticaret Açısından değerlendirecek olursak, hemen ticarete atılmak için bir miktar ana para gerektirmektedir. Sıfırdan bu işe girip, gelir elde etmek zaman isteyen bir iştir. Bir sene veya daha uzun zaman alabilecek bir süreç gerektirir. Hayvancılığın en doğal ve en masrafsız hali salma sığırcılık sistemidir, aynı zamanda besi hayvancılığına nazaran daha az emek istemektedir. Hobi amaçlı yapmak için de uygun bir sistemdir. Ben Kadir Demircan olarak tüm Türkiye’ye hatta tüm Dünya’ya Salma Sığırcılık ve Mera Hayvancılığını ısrarla tavsiye ediyorum.

 

Salma Sığırcılık İçin Hangi Hayvanlar Seçilmelidir?

Yerli Kara:

Yerli kara ırkı kökenini orta Anadolu’dan alır. Bos taurus brachiceros yani kısa boynuzlular kökeninden gelmektedir. Bu ırk Türkiye de en çok yetiştirilen ve ortalama her bölgeye uyum sağlayabilmiş ırkımızdır. Bulunduğu bölgeler itibari ile kendi içinde de farklılıklar gösterebilmektedir. Çayır, mera şartlarına, iklim şartlarına göre vücut yapılarında değişiklikler sergilemektedir.

Yerli karalar fiziksel olarak siyah bedenleri ve ufak yapılı oluşları ile bilinirler.

Başları dar ve uzun, boynuzları kısa, ince ve öne doğru eğiktir. İnce bir boyun yapısına sahiptir. Yetiştiği ve uyum sağladığı bölgeye göre değişiklik göstermekle beraber vücut yapısı genel olarak küçük ve boyları kısadır.

Cidago yüksekliği ortalama 110 cm kadardır. Yükseklik ve ağırlık itibariyle küçük yapılı, kısa boynuzlu sığır ırklarındandır. Boyun genellikle orta uzunlukta, ince kıvrımlar mevcut ve gerdan az gelişmiştir. Vücut uzuncadır. Göğüs orta derecede derindir. Kaburgaların kısa olması nedeniyle göğüs omuzlar arkasında çok dardır. Omuz genellikle dar ve uzun olup meyillidir. Sağrı sivri, meyilli ve cidagoya nazaran daha yüksektir. Sırt çizgisi düzdür. Arka kısım daha geniş ve yüksektir.

Kulağın iç yüzeyi sık kalın kıllarla örtülüdür. Baş buruna doğru incelir, göz çukurları belirgindir. Boğalarda baş büyükçe, profili hafif dışbükeydir. İneklerde baş dar ve küçük, yüz uzun ve burun ucunda dışbükeylik bulunmaz. Kemik yapısı incedir. Bacaklar kısa, tırnaklar sağlamdır. Kıl rengi kuzguni siyahtır. Genellikle derisi kalın ve serttir. Erkek ve dişiler boynuzludur. Boynuz genellikle ince yapılı ve ay biçimindedir.

Orta Anadolu bölgesinde yetiştirilen Yerli Karasığırlar bu bölgenin iklim ve çevre şartlarına adapte olmuşlardır. İlkel bakım, besleme ve barındırma koşullarında yetiştirilir. Irklar içerisinde en ufak yapılı olanıdır. Süt verimi oldukça az olan bu ırkın meme yapısı küçük ve cılızdır. Meme başları ince ve kısadır. Yerli Karasığır ırkının en önemli görülen özelliklerinden birisi çok uysal olmasıdır.

Görünüm Özellikleri

Yerli Karaların en belirleyici özelliği küçük yapılı ve tırnak dahil tamamen siyah olmalarıdır. Dar ve uzun bir başa sahiptir. Boynuzlar kısa, ince ve öne yöneliktir. Uzun yıllar yetersiz koşullarda yaşayan bu ırk oldukça dayanıklıdır. Cidago yüksekliği 100-110 cm civarındadır.

Verim Özellikleri

Besleme koşullarına bağlı olarak canlı ağırlık 200-300 kg arasında değişir. Bu ırkın süt verimi ortaya koyma amacına yönelik çalışmalar oldukça eskidir. Bu çalışmalarda elde edilen değerler köy koşullarında 400-500 kg kadardır. Fakat bakım ve besleme koşullarının iyileştirilmesi ve damızlık seçimiyle bir laktasyon daki süt verimleri ortalama 800-900 kg.a çıkarılabilmiş, hatta bazı küçük gruplardan bir laktasyon da 1800 kg süt elde edilebilmiştir. Canlı ağırlık artışı: 600-700 gr/gün

 

Boz Irk

Yayılma alanı ülkemizin Trakya, Güney Marmara, Kuzey Ege ve Orta Anadolu’nun batı bölgeleridir. Bu bölgelerin iklim ve çevre şartlarına adapte olmuş ve fakir gıda ile yetinen bir ırktır. Sayıları oldukça azalmış olan bu ırkımızın doğal yaşam alanları genelde dağlık bölgelerdeki orman içleri ve engebeli arazilerdir. Bu tür alanlarda hiçbir insan müdahalesi olmadan beslenip üreyebilmektedirler. Oldukça gelişmiş bir sindirim sistemine sahiptirler. Düşük kalitedeki yemleri iyi değerlendirebilirler. İklime uyma kabiliyetleri çok yüksektir. Ani iklim ve yem değişikliklerine, her türlü olumsuz doğa şartlarına, açlığa, yetersiz beslenmeye, hastalık ve parazitlere karşı dayanıklıdırlar. Güçlü ve sert tırnaklara sahiptirler. Vücut rengi açık gümüşiden koyu kül rengine kadar değişir. Boğaların göz etrafında gözlük gibi koyu bir halka, merme dediğimiz burun ucunun üst sınırında siyah bir halka vardır. Kulakların içi siyah kıllarla kaplıdır. İnekler boğalara göre daha açık renkli olurlar. Genellikle boyun, döş, göğüs, omuzların alt kısımları ve bacaklar vücudun diğer yerlerine göre daha koyudur. Boynuzlar uzun ve yukarı doğru hilal şeklindedir. Buzağılar açık kahverengi doğar, büyüdükçe renk griye dönüşür. Beden sağlam yapılıdır. Sağrının kuyruk sokumuna yakın kısmı oldukça dardır. Ergin canlı ağırlıkları dişilerde 300-350 kg, erkeklerde 400 - 450 kg civarındadır. Meme yapıları küçük olup süt verimleri düşüktür. Asabi karakterli olan bu ırkımızın sağımı güçtür. Laktasyon süresi 180-240 gündür. Laktasyon süt verimi ortalama 800-1000 kg ve süt yağı % 4 civarındadır. Beside günde yaklaşık 700-900 kg canlı ağırlık artışı sağlayabilmektedir. Çevre şartlarının iyileştirildiği durumlarda hem süt, hem de et verim kabiliyetlerini artırabilirler.

 

Bu hayvanların en büyük özellikleri ise sürekli doğada yaşıyor olmalarıdır.

Kış mevsiminin soğuk günleri haricinde hayvanların sürekli doğada olduğunu ve doğumlarını dahi kendi başlarına yapmalarıdır. "Bu ırk, bu bölgenin yerel hayvanıdır. Aslında vahşi hayvanlardır ama insanlar tarafından biraz evcilleştirilmiş durumda. Hastalıklara ve dış parazitlere karşı dayanıklıdırlar ve neredeyse hiç hasta olmazlar. Bu hayvanlar sürekli doğada yaşıyor. Kış aylarında köye yakın yerlerde, insan gözetiminde yine ormanlık alanda yaşayabilirler. Kışın yiyecek bulmak zor olduğu için saman ve yem veriliyor.

     Kış ayları haricinde ormanda kendi kendilerine yaşıyorlar. Toplu olduklarında vahşi hayvanlara karşı korunaklı oluyorlar, ancak bazen doğal yaşam gereği av olabiliyorlar. Bakımı zor olmayan bir ırk. Sadece akşamları saman bırakılıyor ve besleniyorlar. Gündüzleri zaten hep ormanda oluyorlar. Süt verimi çok düşük olduğu için sadece eti için yetiştiriliyor, ancak eti de doğal beslenmeden dolayı çok kalitelidir."

      Hayvanların bakımının kolaydır ve kendi kendilerine bakan hayvanlardır. Doğumlarını dahi kendileri yapabilmektedirler. Veterinere ihtiyaçları yoktur. Ormanda doğal ortamda serbest şekilde yaşıyorlar. Çobanları yok. Biz uzaktan gözetliyoruz sadece. Gündüzleri hep doğada, akşamları ise kendi belirledikleri bölgede topluca yatıyorlar. Bakımı kolay bir tür. Köylerin en önemli geçim kaynağı. Bu ırkın devamının gelmesi için boz sığır ırkını yetiştirmeye devam etmeliyiz. Kaz dağlarında ve civarındaki köylerde ve Güney Marmara bölgesinde yetiştirilen yaygın bir hayvan türüdür. Bazı bölgelerde yarı salma ve tam salma olarak da yetiştirilmektedir.

     Et ve Süt Kurumundan alınan bilgiye göre, Trakya, Güney Marmara, Kuzey Ege ve Orta Anadolu'nun batı bölgelerine yayılan sığırlar, bölgelerin iklim ve çevre şartlarına adapte olmuş ve fakir gıda ile yetinen bir ırk olarak biliniyor.

Doğal yaşam alanlarının genelde dağlık bölgelerdeki orman içleri ve engebeli araziler olan boz ırk, gelişmiş sindirim sistemleri ile düşük kalitedeki yemleri iyi değerlendiren, bulundukları iklime uyum sağlayabilen özelliğe sahiptirler.

    Vücut renklerinden dolayı ırklarına isim veren boz sığırlar, et verimleriyle dikkati çekiyor. Asabi karakterleri nedeniyle sağımlarında güçlük yaşanan boz sığırlar, et ve kurban satışı nedeniyle beslenmekte olduğu kayıtlarda yer alıyor.

    Anadolu ve Trakya’nın tipik bir step sığırı olan boz ırk kökeni itibari ile Anadolu’nun yerli ırkları arasında Bos Taurus Primigenius grubuna giren tek ırktır. Türkiye’de Ege ve Marmara bölgelerini yayılma alanı olarak gösterebiliriz. Vücutları sağlam yapılıdır. Sağrının kuyruk sokumuna yakın kısmı oldukça dardır, bu nedenle üstten bakıldığında üçgen şeklinde görünür. Erkeklerde vücut önden arkaya doğru daralır. Sağrı cidagoya göre daha yüksektir. Kıl rengi açık gümüşiden koyu kül rengine kadar değişir. Irkın doğal yaşam alanları genelde dağlık bölgelerdeki orman içleri ve engebeli arazilerdir. Bu tür alanlarda insan müdahalesi olmadan yaşama, beslenme ve üreme yeteneğine sahiptir.

Boz ırk Marmara Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından, Yerli kara, DAK ve GAK ırkları gibi gen kaynağı olarak koruma altına alınmıştır. Sayıları oldukça azalmış olan boz ırkımızın genel özellikleri bunlardır.

 

Görünüm Özellikleri

Açık gümüşten koyu kül rengindedir. Erkekler dişilere göre daha koyu renktedir.

Boğaların göz etrafında gözlük gibi koyu halka vardır.

Kulaklarının içleri siyah kıllarla kaplıdır.

Buzağılar açık kahverengi doğarlar zamanla grileşirler.

Erkek ve dişileri boynuzludur.

Boynuzlar 8 - 46 cm uzunluktadır.

Tırnaklar siyah, boynuzların dipleri sarımsı beyaz uçları siyah'tır.

Verim Özellikleri

Canlı ağırlık: Erkek: 470 kg; Dişi: 375 kg

Cidago yüksekliği: Erkek: 126 cm ; Dişi: 118 cm

12 aylık canlı ağırlık: Erkek: 292 kg ; Dişi: 167 kg

Buzağı doğum ağırlığı: Erkek: 24 kg ; Dişi: 22 kg

Canlı ağırlık artışı: 1062 gr/gün

Karkas randımanı: %57.3

İlkine doğum yaşı: 30 -36 ay

Doğum kolaylığı: Çok kolay

Sürü doğum oranı: % 86.5

Buzağı yaşam gücü: %99

Laktasyon süresi: 220 gün

Süt verimi: 1095 - 2965 Lt

Süt yağı: % 3.93

Sağrı yüksekliği: Erkek: 130 cm; Dişi: 127 cm

Vücut uzunluğu: Erkek: 123 cm; Dişi: 138 cm

Göğüs çevresi: Erkek: 187 cm; Dişi: 166 cm

Siyah Alaca - Özellikleri

Dünyada en fazla yayılma alanına sahip kültür ırkı olan Siyah Alacaların anavatanı Hollanda’nın Frizya bölgesidir. Hollanda, Almanya ve Danimarka’nın Kuzey Denizi kıyılarındaki ovalık kesimlerde yetiştirilen sığırlardan köken alan Siyah Alaca Dünya’nın en yaygın sığır ırkıdır. Siyah-Alacalarda renk siyah beyazdır. Siyah ve beyaz kısımların oranı hayvandan hayvana büyük değişiklik gösterir. Yaklaşık yüz yıl önce Batı Avrupa ve Kuzey Amerika Ülkelerinde başlatılan, özellikle 1950’ li yıllardan itibaren daha sistemli ve etkili hale getirilen ıslah programları sayesinde Siyah Alaca ırkının, başta süt olmak üzere, birçok verimi diğer sığır ırklarının rekabet edemeyeceği seviyelere ulaşmıştır. Amerika süt miktarı, Hollanda süt yağ ve proteini ve İsrail sıcağa dayanıklılık gibi özellikleri öncelik alarak yetiştiricilik yapmaktadırlar. Bu nedenle mevcut Siyah Alacalarda tip özellikleri hangi verim yönünde yetiştirildiklerine göre farklılık arz edebilmektedir. Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Araştırma Uygulama İşletmesi Kurudaki Siyah Alaca İnekleri Süt verimi: Süt verimi ülkelere göre farklılıklar göstermekle birlikte 10 tonun üzerinde verime sahip ineklerin sayısı oldukça yüksektir. Siyah-Alaca’dan ülkemizde de yılda ortalama 5000-7000 kg süt elde eden işletmeler mevcuttur. Süt verimi oldukça yüksek olan bu ırkın süt yağ oranı %3-3.5 civarındadır. Siyah Alaca ırkının süt verimi laktasyon sırasına bağlı olarak 5187 ile 6158 kg arasında değişmektedir. Bu değerler, Türkiye’ de kültür ırkı sığırlar için tahmin edilen ve kullanılan ortalama süt verimi olan 3 000 kg’ ın yaklaşık iki katıdır. Ancak, Türkiye’ de kültür ırkları için kabul edilen değerlerin yaklaşık iki katı olmakla birlikte bu ırkın ithal edildiği ülkelerde yetiştirilen Siyah Alaca’ların süt veriminin 10000-12000 kg olduğu dikkate alınacak olursa bir hayli düşüktür. Laktasyonun 220 gün dolayında sürmesi, bakım ve besleme konularında oldukça büyük sorunların var olduğu kanısını güçlendirmektedir. Laktasyon süresinin uzaması özellikle 400 günü aşması ise gebelik sağlamadaki sorunlar yanında, yavru atma veya kuruya çıkarmadan buzağılama gibi nedenlerle buzağılama kaydının ihmal edildiğini, bir başka ifadeyle veri toplamada önemli sorunların var olduğunu düşündürmektedir.

    Kuruya çıkarmadan buzağılatma, kayıt hatalarından kaynaklanmıyor ise, sürü yönetiminin önemli ölçüde aksadığını gösterir. Benzer şekilde laktasyon süreleri normale yakın olduğu halde, ineklerin 60 günden uzun süre kuruda kalması, tohumlamadaki başarısızlık ve üreme sorunlarının varlığına delil teşkil eder. Türkiye Siyah Alaca yetiştiriciliğinde ilkine buzağılama yaşının 20 ay ile 40 ay arasında değişim gösterdiği ve ortalama 28.4 ± 0.04 ay ile kabul edilebilir sınırlarda yer aldığı bildirilmektedir. Buzağılama aralığı verileri değerlendirildiğinde ise ortalama süre 384- 406 gün arasında değiştiği genel ortalama ise 401 ± 0.6 gün olduğu tespit edilmiştir.

    Laktasyon sırası dikkate alınmaksızın hesaplanan süt verimine ait varyasyon katsayısı ise % 26.0 olarak hesaplanmıştır. Süt veriminde varyasyon katsayısının % 15-25 arasında değiştiği tespitleri dikkate alınırsa söz konusu popülasyonda süt verimi bakımından varyasyon un oldukça yüksek olduğu söylenebilir. Dişileri süt yönünde oldukça yüksek süt verim ortalamalarına sahip iken erkekler ise önemli sayıda besi işletmesinde besi materyali olarak değerlendirilebilmektedirler. Türkiye’de damızlık sığır yetiştiriciliği birliğine kayıtlı Siyah Alaca ineklerin ortalama 25.1 + 0.20 ay verimli döneme sahip oldukları ve bu dönemde ortalama 2.23+0.016 buzağı verdikleri hesaplanmıştır. Bu değerlerden, Türkiye Siyah Alaca yetiştiriciliğinde ineklerin verim potansiyellerinden yeterince yararlanılmadığı ve ineklerin genç yaşta sürüden çıkarıldıkları anlaşılmaktadır. Sağlıklı bir Siyah Alaca buzağının 40-45 kg olduğu bildirilmekte ise de Türkiye’de ortalama buzağı doğum ağırlığı 35-40 kg arasındadır. Ergin bir Siyah Alaca inek yurtdışında 750 kg Türkiye’de ise 500-650 kg civarındadır. Beside günlük canlı ağırlık artışı 1000-1400 g arasında değişen bu ırkın erkeklerini 12-15 aylık yaşta besiye alarak 540 kg’ma kadar ekonomik kilo aldırmak olasıdır.

Simental - Sarı Alaca Sığırı

Halk tarafından “Lekeli İnek” olarak adlandırılan Simental Sığır Irkı etçil ve sütçül özelliklerini bir arada taşımasından dolayı oldukça fazla tercih edilen bir ırktır.

Kombine verimi olarak üst düzeyde olan ırk birçok Afrika ve Avrupa ülkesinde etçil özellikleri ile tanınmakta ve yetiştirilmektedir.

Simental ırkı sığırlar diğer sığır ırkları ile melezleştirilmeye oldukça müsait olan bir ırktır. Bu sayede doğan buzağılar melezleştirilen sığır ırkına göre daha sütçül ya da etçil özellikler kazanabilmektedir.

Dünyada ortalama olarak 41 milyonun üzerinde Simental sığır ırkı üyesi bulunduğu düşünülmektedir. Almanya gibi birçok ülkede oldukça fazla sayıda yetiştirilen ırk sadece bu ülkede 1.5 milyonun üzerindedir.

Görünüm Özellikleri:

  • Renk sarı-beyaz veya kırmızı-beyaz alacadır.
  • Mutlaka baş, alın ve kirpik beyaz renktir.
  • Erkek ve dişileri boynuzludur.
  • İklim şartlarına kolay adapte olur.
  • Uzun ömürlüdürler.
  • Yüksek döl verimi özelliği
  • Annelik içgüdüsü yüksektir.
  • Sağlık problemi azdır.
  • Birçok özelliklerinden dolayı yetiştiricilerin öncelikli tercihidir.

Verim Özellikleri:

  • Canlı ağırlık: Erkek: 1100 – 1400 kg ; Dişi: 600 – 900 kg
  • Cidago yüksekliği: Erkek: 150 – 165 cm; Dişi: 138 – 150 cm
  • Canlı ağırlık artışı: 1350 – 1600 gr/gün
  • Et randımanı: %58
  • Süt verimi: 6.500 Lt
  • Yağ oranı: %4.2

 

Salma Sığırcılığın Ülkemizdeki

Yeni ve Eski Durumu

     Osmanlıda, Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze ülkemizin hayvan varlığı önemli oranda değişim göstermiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarından İkinci Dünya Savaşına kadar önemli bir sayısal artış yaşanmıştır. Savaş yıllarında artış hızı düşmüş, hatta bazı türlerde azalma meydana gelmiştir. Savaşın bitmesini takip eden dönemde sayısal artış hızlanmış, türlere bağlı olarak en yüksek sayısal değerlere 1960-1980 yılları arasında ulaşılmıştır. 1980’li yıllarda ise bütün türlerde hayvan sayısı hızla azalmaya başlamıştır. Ülkemiz coğrafi özellikleri bakımından her türlü hayvan yetiştiriciliği için uygun ortam ve potansiyele sahiptir. Ülkemizde, 1970’li yıllara kadar hem büyükbaş ve hem de küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin tamamına yakını, yerli ırk hayvan varlıkları ile mera hayvancılığı şeklinde sürdürülmüştür. Hayvanlar, kış aylarında kuru ot, saman ve kısıtlı yem ile yaşam payı oranında beslenmiş, diğer zamanlarda ise doğal meralarda otlatılmıştır. 1980’li yıllara kadar Türkiye bu potansiyeli çok iyi değerlendirmiş ve hayvan varlığı sürekli artış göstermiştir. 2000 yılından itibaren ise yapılan devlet desteklemeleri ve teşvikler sayesinde büyük ölçekli hayvancılık tesisi sayılarında önemli ölçüde artış olmuştur. Büyükbaş Hayvancılık Faaliyetleri, büyükbaş hayvan yetiştiriciliği denildiğinde sığır ve manda yetiştiriciliği anlaşılır. Gerek Türkiye gerekse Dünya için üretim değeri bakımından sığırın önemi daha farklı bir yerde bulunmaktadır. Ülkemizde sayısı oldukça azalan manda yetiştiriciliğine son dönemde önem verilmeye başlanmıştır.

Manda hayvanından da salma sığırcılık ve mera hayvancılığı olabilmektedir.

     Türkiye’de Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren sığırcılık önemli bir üretim kolu olarak algılanmış ve hemen her zaman diğer hayvansal üretim kollarına göre daha fazla ilgi görmüştür. Öyle ki, özellikle son yıllarda, hayvancılık denildiğinde sığır yetiştiriciliği anlaşılır hale gelmiştir. Bunda sığırcılığın sağladığı avantajlar kadar sığır ticaretinin gelişmiş ülkeler içinde daha önemli olmasının büyük payı olmuştur. FAO verilerine göre 2018 yılında dünya süt üretiminin % 81’ini ve et üretiminin %20’sini tek başına sağlayan sığırcılık, besin maddesi üretiminde büyük paya sahiptir. Bu durum sığırcılığın biyolojik avantajlarından kaynaklanmaktadır. Sığırcılığı önemli kılan avantajlar, sığırın;  Kaba ve kesif yemleri et ve süte dönüştürme yeteneklerinin yüksek olması,  Süt veriminin yüksek olması, Sağılma süresinin uzun olması ile yılın her ayında süt üretimi imkânı sağlaması.

  Çok farklı iklim kuşaklarında yetiştirilme imkânının bulunması,  genetik ıslah ve üremenin denetimine yönelik uygulamalara yüksek düzeyde reaksiyon göstermesi ve farklı koşullara uyum sağlayabilecek çok sayıda sığır ırkının bulunmasıdır.

Ülkemiz sığır yetiştiriciliği 1980’li yıllara kadar ağırlıklı olarak aile işletmeciliği şeklinde yürütülmüş, 1980 yılından itibaren ekonomik büyüklüğe sahip sığırcılık işletmeleri kurulmaya başlamıştır. Son yıllarda da sağlanan devlet desteklerinin artması sonucu büyük kapasiteli modern sığırcılık işletmelerinin sayısı hızla artmıştır. Siyah - Alaca ırkını Simmental, Esmer ve Jersey ırkları takip etmekte ve son yıllarda etçi özelliği ile ön plana çıkan Hereford ve Angus ırklarında da önemli artış olduğu görülmektedir.

 

    Yerli ırkların ise önemli bir kısmını Yerli Kara, Boz, Doğu Anadolu Kırmızısı ve Güneydoğu Sarı-Kırmızısı ırkları oluşturmaktadır. Melez genotipler ise genel itibariyle, kültür ırklarının yerli ırklar ile melezlenmesi sonucu elde edilmektedir. Bu melezlemeler çoğunlukla kasaplık hayvan (dana) elde edilmesi için yapılmaktadır. Türkiye’nin 1991 yılında toplam 11 milyon 973 bin olan sığır varlığının %11’i kültür ırkı, %34’ü melez ırkı, %55’ini de yerli ırkları oluşturur iken 2019 yılında toplam 18 milyon baş sığır varlığının %48’ini kültür ırkı, %43’ünü melez ırkı ve % 9’unu yerli ırk oluşturmaktadır. Ülkemizde, TUİK verilerine göre 1991 yılında toplam 8,6 milyon ton olan sığır süt üretimi ile birim sağmal hayvan başına verimi 1.400 kg olarak gerçekleşmiş, bu miktar kültür ırkında 2.940 kg, melez ırkında 2.006 kg, yerli ırkta 743 kg’dır. 2019 yılında ise 21 milyon ton süt üretimi ve birim sağmal hayvan başına verim 3.158 kg olarak gerçekleşmiştir. Bu miktar kültür ırkında 3.861 kg, melez ırkında 2.722 kg ve yerli ırkta 1.303 kg’dır. Ülkemiz sığırlarının ıslahı konusunda yapılan çalışmaların yanında, hayvan besleme ve işletmecilik alanında sağlanan gelişmeler 1991 yılında ortalama 143 kg/baş olan karkas ağırlığını 2019 yılında 296 kg/baş’a ulaştırmıştır.

 

       Türkiye’de kültür ırkı ve melez sığır varlığında önemli artışlar gerçekleşmiş olmasına karşın, AB ülkeleri ile kıyaslandığında ülkemizde yetiştirilen düşük verimli yerli sığır ırklarının hala yüksek düzeyde olduğu görülmektedir. Diğer yandan, aynı sığır ırklarının yetiştirildiği farklı işletmelerde de verimlilik açısından büyük farklılıklar bulunabilmektedir. Sığırcılıkta verimliliğin düşük olmasında genetik yapı ve yetiştiricilik koşulları etkili olmaktadır. Türkiye’de Çiğ Süt Üretiminde Büyükbaş Hayvanların Payı Türkiye’de sağılan hayvan sayıları yıllara göre incelendiğinde toplam sağılan hayvan sayısı 28.505.539 baş olup, sağılan büyükbaş hayvan sayısı ise 6.038.544 baştır. Sağılan hayvanların %21,18’ini ise büyükbaş hayvanlar oluşturmaktadır. Bu oran yıllar itibariyle %20- 27 arasında değişim göstermiştir. Sağılan hayvanlar içerisinde büyükbaş hayvan oranının düşük olmasına karşın, süt üretiminin %90,64’ü büyükbaş hayvanlardan elde edilmektedir.

Geniş anlamda hayvancılık tarımsal etkinliklerin bir koludur. Tarımla uğraşan nüfus bir yandan toprağı işleyip çeşitli ürünler elde ederken, diğer yandan da hayvan besler. Tarımın bir kolu olan hayvancılık; ekonomik değeri olan hayvanların yetiştirilmesi, çeşitli şekillerde yararlanılması ve pazarlanması olayıdır. Kırsal kesimlerde hayvancılık tarımın sigortası durumundadır. Bu durum iklimdeki karasızlıkların tarımı olumsuz yönde etkilemesinden dolayı olmaktadır. Tarım ve hayvancılık birbirini destekleyen unsurlardır. Örnek: Şeker fabrikaları çevresinde besi hayvancılığının gelişmesi gibi.

 

Hayvancılık, ülkemizde hızlı bir gelişme göstermesine rağmen istenilen düzeye ulaşamamıştır. Çeşitli iklimleri ve geniş meralarıyla Türkiye, hayvancılık açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Hayvan gübreleri bitkisel üretimde toprağın fiziksel yapısını iyileştirmede ve toprak verimliliğini artırmada etkilidir. Hayvancılık, tarım işletmelerinde özellikle kışın bitkisel üretim faaliyetlerinin olmadığı dönemde işletmedeki boş işgücünün değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır. Bitkisel üretim büyük oranda iklim koşullarına bağlı olduğu için, iklim koşullarından daha az etkilenen hayvancılık tarım işletmelerinin sigortası niteliğindedir. Ülkemizde hayvancılık sektöründe son yıllarda önemli değişimler olmuş, büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığımız önemli düzeyde azalmıştır. Birim hayvan başına verim miktarında artış olmakla birlikte birim hayvan başına verim düzeyi hala gelişmiş ülkelerin verimlerinin oldukça gerisindedir. Hayvancılıkta tavukçuluk hariç çeşitli nedenlerle üretimde beklenen artış sağlanamamıştır. Türkiye'de yetiştiricilerin çoğunun kar amaçlı üretime yöneldikleri görülmektedir. Hayvancılığa yönelik ve hayvancılığa dayalı sanayi kuruluşlarının hızla yaygınlaştığı da inkâr edilemez. Son yıllarda, hayvan ıslahına yönelik en belirgin çalışmanın, hiç bir ülkenin kolayca yapamayacağı cömertlikle kültür ırkı hayvan ithalleri olduğu görünmektedir. Özellikle yerli sığır ırklarımızın varlığını tehdit edecek boyutlarda bir değişimden söz edebiliriz. Türkiye’nin 2002-2012 yılları arası dönemdeki hayvan varlığı incelendiğinde sığır varlığında artış olmasına karşın yerli sığır varlığı oranında %17’ye kadar önemli düzeyde bir azalma olduğu görülmektedir. Bu kadar hızlı bir düşüşün meydana getireceği üretim azalmasının hayvan başına verimdeki artışla karşılanması oldukça zordur. Ülkemizde büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığı Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren sürekli artış gösterirken, 1980’li yıllardan sonra ani bir düşüş göstermiştir. Bu düşüşe 1980-1985 yılları arasında hayvancılık istatistiklerinde yapılan yöntem değişikliğinin yanı sıra 1980 yılı sonrası yaşanan terör, göç ve uygulanan hayvancılık politikaları neden olmuştur.

 

     Türkiye’de hayvan varlığının bölgelere göre dağılımı incelendiğinde sığır varlığının Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgesinde, yoğunlaştığı görülmektedir. Mera olanaklarının daha fazla olması nedeniyle geçmişte olduğu gibi günümüzde de Doğu Anadolu bölgesi ülkemizin hayvancılık bölgesi olma özelliğini sürdürmekte ve hayvancılık bu bölgede daha çok ekstansif olarak yürütülmektedir. Batı bölgelerimizde ise tavukçuluk ve entansif sığırcılık yapılmakta, sığırcılıkta kültür ırklarının kullanımı nedeniyle hayvan başına daha yüksek düzeyde verim elde edilmektedir. Batı bölgelerimizde silaj ve yem bitkileri üretimi daha yaygın olup, üretici daha örgütlü bir şekilde üretim yapmaktadır. 2012 yılı verilerine göre sığır varlığımızın %40.8’i kültür ırkı, %41,5’i kültür ırkı melezi ve %17,7’si ise yerli ırklardan oluşmaktadır.

Birim hayvan başına elde edilen yüksek verimden dolayı, sığırcılık dünyada olduğu gibi Türkiye’de de insan beslenmesinde önemli bir yere sahiptir. Saf kültür ırkı ve melezlerin oranı başta Marmara ve Ege bölgeleri olmak üzere Türkiye’nin hemen her yerinde artış göstermektedir. Yerli ırkların oranı ise hızlı bir şekilde azalarak yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır.

        Hayvansal ürünlerin üretim ve tüketim miktarları günümüzde gelişmişliğin bir ölçütü olarak kullanılmaktadır. Ülkemiz hayvan sayısı bakımından önemli bir potansiyele sahip olmasına karşın, elde edilen hayvansal ürünler açısından hayvancılığı gelişmiş olan ülkelerle karşılaştırma yapıldığında durumun pek parlak olmadığı ortaya çıkmaktadır. Ülkemiz yıllardan beri tarımsal üretim açısından kendine yeterli ülkeler arasında gösterilmiştir. Tarımda kendine yeterlilik konusu gerçekten üzerinde tartışılması gereken bir konudur. Ancak, bilimselliği ve gelişmiş ülkelerin beslenme standartlarını, hayvansal ürünlerin üretim ve tüketim miktarlarını dikkate aldığımızda ülkemizin hayvansal üretim bakımından kendine yeter olduğunu söylemek mümkün değildir.

Kültür ırkı ve melezlerinin oranı önemli bir düzeye ulaşmış olmasına rağmen, süt üretiminin ön planda olduğu batı bölgelerinde bulunan entansif işletmelerin oranının istenilen düzeye ulaştığından söz edilemez. Sayısı her geçen gün artan entansif süt sığırı işletmelerinin ise kültür ırklarının verim potansiyellerini ortaya koyan çevre şartlarını sağladığı söylenemez. Ege Bölgesindeki işletmeler genellikle küçük ölçekli, çoğu bitkisel üretim ve hayvansal üretimi birlikte yapan aile işletmeleri niteliğindedir. Bu işletmelerde yaygın olarak kültür ırkı ve melezi, ağırlıklı olarak da Siyah-Alaca yetiştiriciliği yapılmaktadır.

      Ege Bölgesi kültür ırkı sığırların en fazla yayıldığı bölgelerimizden biridir. Yaygın olan bir kaç başlık sığır yetiştirme işletmelerinde bile, kültür ırkı kullanımı baskın durumdadır. Bölgede var olan problemlere rağmen, süt pazarlama kanallarının giderek oluşması, süt sığırcılığını diğer hayvancılık dalları arasında önemli ölçüde ön plana çıkartmıştır. Yerli ırklar da yerlerini giderek belirgin biçimde Siyah Alaca sığırlara bırakmaktadırlar.

Ülkemizde toplam alanların %17’sini çayır mera alanları oluşturmakla birlikte birçok bölgede yağış miktarının düşük olması, erken ve ağır otlatma nedeniyle meralarımızın verimi düşüktür. Kaliteli kaba yem açığının kapatılması için gerekli olan yem bitkileri üretimi ise son yıllarda yem bitkileri desteği sağlanarak bir miktar artış sağlanmakla birlikte toplam tarım alanlarının %3’ü düzeyinde olup, yeterli düzeyde değildir.

 

Hangi Araziler ve Hangi Bölgeler

Salma Sığır İçin Uygundur

       Öncelikli olarak kırsal bölgelerde tarıma elverişli olmayan sahipli tapulu araziler bu iş için değerlendirilmelidir. Dağlık, engebeli, yıllarca ekilip biçilmemiş, orman olmuş araziler hazır salma sığır için uygun hale gelmiş vaziyettedir zaten.  Bazı araziler var ki salma sığırcılık için can atmaktadır. Mesela tarla yıllarca ekilmemiş, orman olmuş, odun kesimi yapılmış, kökler filiz sürmüş her taraf yeniden orman olmuş, işte bu arazi harika bir salma sığır arazisidir. Sığırlar kendi boylarıyla aynı seviyede olan bu ağaçların yapraklarını yer, beslenir ve farklı bir mera bitkisi ortaya çıkmış olur. Sonbahar aylarında merada otlar bittiğinde çobanlar meşe, dişbudak, gürgen, davulga, pıynar, dut ağaçlarını budayarak hayvanlarına vermekte ve hayvanlar bu yaprakları afiyetle yiyerek karınlarını doyurmaktadırlar.

       Hatta bir araziye hayvancılık yapmak için neden bol miktarda gürgen, dişbudak, pıynar, dut ağacı ekmezler ben anlayamıyorum. Bunlar tarladaki otlardan çok daha fazla besin maddesi sağlamaktadırlar. Mesela ben eylül ekim ayları içinde koyunlarıma bahçemdeki dut ağacının yapraklarını veriyorum onlara yetiyor, bir tek yaprak bırakmadan afiyetle yiyorlar.

       Dağda bu tür arazileri düzenleyip buğday, arpa ve ya meyve ekseniz ormandaki kuşlarla, sincaplar, tavşanlar ve domuzlarla ortak çalışırsınız. Yani sağlıklı ürün alamazsınız.  Bir de arazinin etrafında başka araziler yoksa, açıklık yoksa kesinlikle yabani hayvanlardan verim alamazsınız. İşte ülkemiz ekonomisinin değerlendirilmesi, atıl arazilerin üretime katılması için salma sığırı buralarda yapmalıyız. Bir de orman ve hazine arazisi olan yerler var. Bomboş alanlar bunlar, bu alanların değerlendirilmesi lazım. Salma sığır, keçi, koyun türü hayvanların bu yerlerden yararlandırılması her açıdan çok faydalıdır. Ormandaki otların ve yaprakların bu hayvanlar tarafından tüketilmesi, ormanda yürüyüş yolları ve patikaların doğal olarak açılmasıyla ormanı yangınlara karşı daha korunaklı ve kullanışlı hale getirmektedir.

       Salma sığırcılığın ve keçi üretiminin birinci amacı ve güdülen politikası bu olmalıdır. Bir taşla iki kuş, hatta bir taşla beş kuş vurulması durumudur bu.

      Büyük hazine arazisi, orman ve mera olan yerler ve geniş vadiler salma sığırcılığın serbest, yarı ve tam salma yapılabilmesi için çok uygun yerlerdir. Salma sığırcılık çeşitliliğinde sulak vadilerde manda hayvanından da salma sığırcılık yapılmaktadır. Bunun örneğini Bursa Karacabey’de görmüş ve Çobanla Başbaşa da çekmiştim.

      Çok verimli bir araziyi salma sığır için değerlendirmek bana göre mantıklı bir iş değildir. Verimli arazilerde ülkemizin ve insanımızın ihtiyaç duyduğu başka tür tarımsal faaliyetlerde bulunmak lazım.

     Salma sığırcılık için mera gibi yem bitkilerinin bol miktarda bulunduğu hayvancılık amacıyla özel olarak kurulan, taban suyu derinliğine sahip olan araziler salma hayvancılık için çok daha uygundur. Ancak bu tür araziler çok azdır.

    Meralar genelde ormanlık, makilik, dikenlik meyilli ve engebeli arazilerdir. Orman içi alanlarda da bulunan meralar sayesinde hayvanlar, daha kaliteli bir şekilde beslenmektedir. Meralarda ağaç ve bitki örtüleri kısa boylu ve seyrek olduğu için hayvanlar rahatça içlerinde hareket edebilmektedir.

     Meralardan elde edilen yem, yüksek besin değerine sahip olduğu için bu alanlardan beslenen hayvanların verimi daha yüksektir. Bu durum çiftçilere de ekonomik açıdan fayda sağlar. Özellikle yağışın fazla olduğu dönemlerde meradan daha fazla yem alınır.

    Meralardan daha çok verim elde edebilmek için iyi bir mera ıslahı, yani meraya bakım yapılabilir. Bunun için bakımsız olan meralara gübre atılabilir. Ayrıca bu alanlar yabancı otlardan temizlenir. Meraların kısa bir zamanda yıpratılmaması için arazi dönemsel olarak kullanılmalıdır. Çok fazla hayvan aynı anda meraya bırakılmamalıdır. Bu alanlarda yetişecek otların daha kaliteli olması için kullanılan tohumun dayanıklı olduğuna dikkat edilmelidir.

    Meraların her zaman uygun mevsimlerde kullanılması gerekir. Bitkilerin olgunlaşması beklenmelidir. Bunun yanı sıra meraların kapasitesi dikkate alınmalı ve yem tipine uygun hayvanların otlatılması gerekmektedir. Böylece meralardan daha yüksek verim elde edilir.

    

    Mera özellikle hayvancılıkta çok büyük öneme sahip olan alanları ifade etmektedir. Bu bakımdan mera oldukça önem arz eden bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Tüm illerde yürütülmesi planlanan Havza Geliştirme Projeleri’ne bir başlangıç olarak birçok ilde pilot projeler başlatılmıştır. Mera kanunu ile mera, yaylak ve kışlaklar ile ilgili yasal boşluk ortadan kaldırılmış, kullanıcılara yetki ve sorumluluk getirilmiş, her düzeyde örgütsel altyapı oluşturulmuş ve ıslah çalışmaları başlatılmıştır.

      Büyükbaş hayvan sayısında görülen azalmanın yanında meralar üzerinde ağır yük oluşturan koyun ve keçi sayısı bariz oranlarda düşmüştür. Halen bilinçsiz ve zamansız otlatma önemli bir sorun olarak devam etmekle birlikte meralar üzerinde aşırı otlayan hayvan sayısından kaynaklanan problemlerde hafifleme görülmektedir.

Doğu, Güneydoğu ve Orta Anadolu bölgelerinde meralarda koyun, diğer bölgeler ve düz ovalık kesimlerde sığır yetiştiriciliği ön plana çıkmaktadır. Keçi ise sadece engebeli arazilerde varlığını koruyabilmektedir. Yine bu süre zarfında yaşanan köyden kente göç nedeniyle meralar üzerinde baskının azaldığı, metruk alanlarda mera popülasyonu oluştuğu görülmektedir.

       Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde halen çok geniş miktarlarda köylere tahsisli mera alanı ve hazine arazisi özelliğinde mera alanları bulunmaktadır. Özellikle tespit, tahdit ve tahsis işlemleri bitmiş meralara sahip köylerde ve havza geliştirme projelerinin uygulandığı alanlar ve bu alanlarda meraya dayalı hayvancılığa geçilmesi mera kalitesini artıracak ve sürdürülebilir kullanımını sağlayacaktır. Bu tür alanlarda tarım kuralları ve mera kanunu çerçevesinde mera idaresi uygulanacaktır. Köy tüzel kişiliği, kooperatifler, birlikler ve özel sektörün katılımıyla köy ve havza ölçeğinde uygulanacak hayvancılık projeleri ile hem

doğal kaynakların korunması sağlanacak hem de üreticilerin geliri artacaktır. Köy ve havzaya dayalı projelerin uygulanmasında ve denetiminde eğitim ve organizasyon çalışmaları büyük önem taşımaktadır. Hayvancılıkta meralardan yararlanmanın mümkün olmadığı kış aylarındaki yem açığının kapatılması için tarla alanlarında yem bitkileri yetiştirilmesi gerekmektedir. Halen Türkiye’de yonca, korunga ve fiğ türleri yem bitkisi olarak yetiştirilmektedir. Yem bitkileri yetiştiriciliği geleneksel yetiştiricilikten toprak hazırlığı, ekim, gübreleme, sulama, hastalık, zararlı ve yabancı otlarla mücadele açısından farklılık göstermesine rağmen yetiştirilen bitkilerin özelliği dikkate alındığında çok az girdi kullanılarak ve ufak değişikliklerle üretime geçilebilmektedir. Ülkemizde üretilen kaba yemin %35’inin mera alanlarından, %46’sının sap-samandan, %8’inin çayırlardan, %8’inin çeşitli sanayi artıklarından sağlandığı, yem bitkileri kuru otu payının ise sadece %3 olmasına rağmen son dönemdeki uygulanan politika ve destekler sonucu yem bitkileri ekim ve üretiminde önemli artışlar sağlanmıştır. Halen tarla alanlarının %3,1‘inde yem bitkileri üretimi yapılmaktadır. Yapılan projeksiyonlarla bu oranın %30 çıkması hedeflenmiştir. Ülkemizin çok değişik iklim ve toprak yapısı dikkate alındığında birçok bölgede yem bitkileri ana ürün, ara ürün, yan ürün veya ikinci ürün olarak yetiştirilebilmektedir. Yine yağışın yeterli olduğu sahil bölgelerinde veya sulanabilen alanlarda kışlık ve yazlık olmak üzere üretim yapılabilmektedir. Bölge özelliği ve ihtiyaca göre yonca, çayır üçgülü, ak üçgül, korunga, fiğ, silajlık mısır ve sorgum türleri yetiştirilebilmektedir. Tek yıllık üçgüller, gazal boynuzu, yumak, ayrık ve brom gibi buğdaygillerin ise henüz üretimi gerçekleşmemektedir. Münavebede kendisinden sonra gelen bitkilerde görülen hastalık ve zararları azaltmaları ve baklagil türlerinin nitrojen fiske ederek toprak verimliliğini artırması dolayısıyla yem bitkileri yetiştiriciliği, bitkisel üretim için de gerekli olmaktadır. Karlı bir hayvansal üretim ayrıca yem bitkileri tarımının gelişmesine katkıda bulunmaktadır.

Salma Sığırcılıkta Meradaki

Sorunlar, Tehlikeler Nelerdir.

    Salma sığırcılıkta meradaki en büyük tehdit yine dört ayaklı hayvanlardan değil iki ayaklı insanlardan gelmektedir. Maalesef insanımız dünya ve insanlık için de bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkeleri ateşe veren, açlığa, kuraklığa, fakirliğe, ölümcül virüslere sevk eden de yine azgın ve doyumsuz insanlıktır. Meralarda hayvanlara zarar verebilecek önemli bir yırtıcı hayvan tehdidi görülmemektedir. Belki kurt ve aslanın olduğu büyük yırtıcı hayvanların bulunduğu yerlerde bu tür bir tehlike olabilir. Çakal, tilki, domuz, sansar, porsuk, ayı türündeki hayvanların büyükbaş hayvanlara zarar verdikleri duyulmamıştır.

    Kaz dağlarındaki salma sığır üreticileriyle konuştuğumda, bölgedeki yerli ve bölgeyi bilen hırsızlar tarafından hayvanlarının zaman zaman tüfekle dağda avlanıp vurularak çalındıklarını söylemektedirler. En büyük tehlike hırsızlık tehlikesidir. Hırsızlar ve hırsızlık için ulusal, bölgesel, yerel, özel ve teknik önlemler alınması gerekmektedir.

    Bunun için de tam salma sığırcılık uygulaması kontrolü ve takibi zor olan, hırsızlara ve hırsızlıklara davetiye çıkaran bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır.

   Yarı salma ve özel sistem salma sığırcılıkta güvenlik ve kontrol önlemleri daha ileri düzeydedir. Arazide güvenlik kamera sistemlerinin kurulması önlem açısından çok önemlidir. Ancak 5 kameralı güneş enerjili telefon ile devamlı canlı yayın alabileceğiniz bir kamera sisteminin maliyeti 20-25 bin lira, yani iki bin ile üç bin dolar arasında değişmektedir.

      Arazinin etrafının çok iyi ve korunaklı şekilde çevrili olması gerekmektedir. Sığırlar avludan çıkıp bölgeyi terk edebilirler, çevre arazilerde ekili arazilere girerek zarar verebilirler, dağılarak birbirinden ayrılıp kaybolabilirler.

    İnsan ve yabani hayvan gördüklerinde ürkerek kaçabilirler, kaçarken engebeli arazilerde derelere, çukurlara ve ya kuyulara düşebilirler.

    Arazinin içinde uçurum, kuyu, büyük çukur olmamalıdır. Hayvanlara kaybolmasını önlemek veya kaybolduğunda bulabilmek için lider olanlarına çan takılmalı, kulak küpesi ve sahibinin adının yazılı olduğu bir işaret bulunmalıdır. Birçok yerde çobanlar hayvanlarına belirgin bir işarete koymazlar, sahibinin anlaşılmasını istemezler. Bunun sebebini sorduğumda hayvanlar ana yola çıkıp bir araba çarptığında, kazaya karıştığında, aracın sahibi kazaya sebep olan hayvan sahibine tazminat davası açıyormuş, hayvan sahibine bu uygulama ile ulaşması zorlaşıyormuş. Adamın hayvanı kazada ölüp gidiyor, birde üstelik tazminat ödetiyorlarmış. Bu sebeple hayvanların sahibini belli edecek bir işaret koymuyorlar.

    Hayvanlar merada sıcakta kalabilirler, suları biter susuz kalabilirler, meyilli alanlarda ayağı kayar düşer kalkamayabilirler, hastalanabilirler, yaralanabilirler, çok soğuk altında, karla kaplı yerde kalabilirler, kış aylarında her yeri kar kapladığında ot bulamaz aç kalabilirler. Sular buz tutar su içemeyebilirler.

     Bölgeyi tanımada zorluk çekebilirler birden araziye alışamazlar, adaptasyon sorunları yaşayabilirler.

     Besi materyali hayvanlar değişik bölgelerden ve yerlerden toplanıp getiriliyorsa, bunların birbirlerine alışma problemi olabilir.

Kaba yem ve kesif yem tüketimi soğuk havalarda daha da artmaktadır. Yazın yüksek sıcaklıklar, yem yemeyi dolayısıyla gelişmeyi azaltır. Sıcak ve rutubet bir araya geldiğinde sinekler hayvanları rahatsız eder ve yem yemeyi düşürür. Rutubet olmayan yaz aylarındaki tozlanmada akciğer rahatsızlıklarına neden olur. Beslemeden doğan metabolik hastalıklar oluşabilir. Meraların her zaman uygun mevsimlerde kullanılması gerekir. Bitkilerin olgunlaşması beklenmelidir. Bunun yanı sıra meraların kapasitesi dikkate alınmalı ve yem tipine uygun hayvanların otlatılması gerekmektedir. Eğer bunlara dikkat etmezsek meradan çok verim almamız imkânsızdır. Ülkemizde şap gibi hastalıkların yanı sıra meralardan taş, çivi, cam gibi batıcı cisimler tırnak veya tırnak arası dokuya sıklıkla zarar verebilmektedir. Besi danalarının canlı ağırlıkları artıkça, şiddetlenen ağrıyla birlikte ayak-bacak deformiteleri de belirginleşmektedir. Ülkemizde özelikle de mera döneminde büyükbaş hayvanlara mineral madde takviyesi yapılmadığından, hayvanlarda mineral madde yetersizliğine bağlı toprak yeme, çevredeki cisimleri yalama, yem niteliğinde olmayan maddeleri yeme isteği artmaktadır. Mera döneminde mineral madde yetmezliğine bağlı sorunların yanı sıra hayvanlarda naylon, çivi gibi tıkayıcı ve batıcı maddelere bağlı ikincil sorunların artacağı unutulmamalıdır.

     Meralardan yararlanan üreticiler çoban masrafı dışında genelde başka giderleri olmadan sınırsız ve kontrolsüz bir şekilde bu alanlardan faydalanmaktadır. Meraların sömürülmesi ve karşılığında gerekli bakımın ve iyileştirmelerin yapılmaması ve kullanımına dair düzenlemelerin yetersiz kalması, bu alanların yem üretim güçlerini ve ekolojik işlevlerini önemli ölçüde yitirmelerine sebep olmaktadır. Dolayısıyla mera hayvancılığında üretim maliyetleri istenildiği gibi azalmamış ve sonuçta hayvansal ürün fiyatlarının Türk insanının alım gücünün üzerine çıkmasına neden olmuştur. Et fiyatlarındaki artışa geçici çözüm olarak da et ve canlı hayvan ithalatı yoluna gidilmiştir. Ancak bunun da ileriki yıllarda daha büyük sorunların altyapısını hazırlayabileceği gözden kaçırılmamalıdır.

       Türkiye’de temel arazi varlıkları içerisinde en büyük değişim çayır-mera alanlarında yaşanmış ve bu değişim sürekli bu alanların aleyhine cereyan etmiştir. Son 70 yıl içerisinde doğal çayır ve mera alanlarında %61,5 oranında azalma olmuştur. Türkiye’de toplam çayır-mera alanının aşağı yukarı %90’ını meralar teşkil etmektedir. Merada üretilen otun hayvan otlatılarak değerlendirilmesi, sadece bitki değil hayvan yönetimini de gerektirdiği için yönetimin de daha planlı ve titiz olunmasını gerektirmektedir. Ayrıca mera arazilerinin genelde eğimli, engebeli ve verimsiz olması yanında mülkiyetinin devlete ait olması, kullanımı ile ilgili sorunların da artmasına sebep olmaktadır. Mera Koruma Kanunun ile mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsis yetkisi Tarım Orman ve Köy İşleri Bakanlığına verilmiştir.

 

Salma Sığırcılığı Herkes Yapabilir mi,

En Pratik Uygulama Alanları

       Salma sığırcılığı isteyen herkes çok kolay yapabilir.  Ancak koyunculuk gibi her yerde kolayca yapılabilecek bir iş de değildir. Çanakkale ve Balıkesirin orman ve kırsal alanlarda kalan köylerinin çoğunda bu işi yapıyorlar. Herkesin tarlasında mutlaka beş on arası sığır var. Hem de her cinsten ve türden sığırlar var. Arazisi olanlar etrafını tel avlu ile sağlam şekilde çevirip suyunu da koyduktan sonra sığırlarını buraya kapatıp gidiyorlar ve başka işleriyle ilgileniyorlar. Her gün veya gün aşrı gelip sadece kontrol edip gidiyorlar.

   Evdeki, kapalı sistem damdaki gibi işçiliği yok. Yaban hayvanı gibi doğada kendi kendilerine geçiniyorlar. Önüne ot atmak yok, sulamak yok, kemresini temizlemek yok, sağım yok, hastalık ve veterinere para yok, en az yirmi kalem işçilikten tasarruf ediyorsunuz.

     Köylerde olanlar ve burada yeri bulunanlar tek başlarına veya birkaç kişi bir araya gelip birlikte bu işi yapmalarında çok faydalar bulunmaktadır. Birkaç kişi bir araya gelerek bu işe koyulduklarında kontrol ve bakımlarını da nöbetleşe yaparlarsa insan emeğinden kara geçilmiş, hayvanlar için fazla zaman harcanmamış olur.

       Köyde yeri olmayıp dışarıdan bu işi yapmak isteyenler olursa köyde bu iş için arazi kiralar, yine o köyün halkından güvenilir birisiyle belirli bir ücret karşılığında anlaşır ve işe başlar.

     Diğer bir seçenek ise beş on kişi bir araya gelir, kooperatif gibi bir sistem kurarlar, beş altı tane arazi satın alırlar, bu arazileri salma sığırcılık için hazır hale getirirler, köyden veya şehirden güvenilir bir çoban bulurlar, çobana hayvan başı yıllık bir ücret öderler, çoban birbirine yakın ve aynı güzergâhta bulunan beş ayrı arazideki iki yüz adet hayvanı aracıyla her gün belirli saatlerde gelerek kontrol eder.  Sularını koyar, avlusunu kontrol eder, hayvanları günlük sayar, hasta olan ölüp kalan var mı kontrol eder, kulak küpeleri ve bütün iş ve işlemleriyle ilgilenir. Bakıcı çobanın eğer şartları uygun olursa arazide hayvanların başında kalması daha isabetli olabilir ya da bir çoban evi yapılarak zaman zaman burada gece kalması çok isabetli olacaktır.

      Bir kişi eğer ekonomik gücü ve sermayesi var ise, doğayı ve hayvanları da seviyor ise tek başına da bu işle ilgilenebilir. Aynı bölgeden birkaç tane arazi satın alır veya kiralayabilir, koyar içlerine tane hayvan, merkezi bir bölgeye evini de yapar, kendi yaşam alanını da oluşturduktan sonra hayvanlara aynı şekilde kendisi bakar. 

    Bu işi daha kolay yapabilmesi için kişinin ailesinin de doğa ve hayvan sevgisi ile dolu olması şarttır. Genelde hanımlar doğada yaşamak istemezler, şehirde, konforlu, kaloriferli evlerde yaşamayı, komşularının olmasını isterler. Çünkü gerçekten doğada, dağda yaşamak çok zordur. Akşam oldu, gece oldu, meradaki evinizdesiniz, in cin top oynuyor, etrafta kimseler çok, çakallar ulumaya başlamış, etraf sessiz ve ıssız, bir çalı kımıldaması ve ufak bir vızıltı bile acaba mı diye sizi tedirgin eder, korkutur. Bu yaşamlarda korkuyu yenmek ve korkusuzluğa alışmak gereklidir. Doğada kendiliğinden insana zarar veren herhangi bir canlı hayvan yoktur. Yine insanlara insan denilen iki ayaklı hayvanlardan zarar gelebilmektedir. Kendimizi hayvanlardan değil insanlardan korumalıyız.

   Doğada yaşamak çok güzeldir, sağlık ve huzur demektir, sabır ve cesaret işidir. Bir de tabiiki doğadaki evde insan tek başına yaşamamalıdır. Mutlaka yanında ya da yakınlarında arkadaş veya komşu olmalıdır.  İnsanın başına her şey gelebilir, ayağınız kayar düşersiniz, hastalanırsınız, kalp krizi geçirirsiniz, yanınızda birinin olması doğada yaşamanızın sigortasıdır. Acil bir durumda köye ya da şehre ulaşmanız kolay olması gerekir, size ulaşmak isteyenler de olabilir, onlarında size ulaşmaları çok kolay olması gerekir.

Salma sığırcılık ve mera hayvancılığı ülkemizin her yerinde çok kolay yapılabilir. İsteyen istediği hayvan türleriyle bunu yapabilir. Bu sisteme çok acil olarak geçilmelidir. Sancak bu sisteme geçerken de bu işe uygun arazilerin belirlenmesi ve teknik ve fiziki alt yapılarının hazırlanması gereklidir. Çünkü arazilerdeki kuraklık bitki örtüsünün azalmasına ve hayvanların gıdasız kalmasına sebep olacaktır.  Mera hayvancılığında mutlaka otlarla birlikte orman varlığını da devreye sokmak lazımdır. Mesela bir araziye bol bol dut, dişbudak, pıynar, gürgen, davulga türü doğada kendiliğinden yetişen ağaçlar ekilmesi veya kendiliğinden ekili olanların korunarak geliştirilmesi lazımdır. Bunlar yazın Sonaylarında hafif budanarak hayvanlara verilmeli ve tekrar filiz salmalarına fırsat verilmelidir. Çocukluğumda salma ve mera hayvancılığı yapmış birisi olarak söylüyorum, iki tane tarlamızdaki dişbudak ağaçlarını her yıl budar koyunlara ve ineklerimize verirdik, afiyetle yerler, budaklarından da fırın çırpısı yapardık. Baharda o ağaç yeniden gürleşir, sonbahara hayvanlara vermek üzere hazır hale gelirdi. Bir sene sonra tekrar aynı işi yapardık. Aradan 40 yıl geçti bizim dişbudak ağaçları hala hayatta ve hala yemyeşil ama onların budaklarını keserek hayvanlara ikram eden birisi yok. Maalesef şu anda bu dişbudak ağaçları koskocaman uzun dallar haline gelmiş, budamak ne mümkün. Dut ağaçları da aynıdır. Siz siz olun mera hayvancılığı yapacaksanız mutlaka ve mutlaka arazinizdeki otları iyileştirin, gübre atın, sulayın, sürüp yeni mera bitkileri ekin, ağaç varsa ağaçların bakımını yapın, yoksa bu tür ağaçlardan ekip çoğaltarak arazinizi bitki ve yem verimi bakımından güçlendirin. Yine arazinizdeki su kaynağını en iyi şekilde değerlendirin. Suyun kış aylarında boşu boşuna akıp gitmesine seyirci kalmayın. Su kaynağındaki suyu değerlendirdiğiniz gibi yıl içinde yağan yağmurların suyunu da değerlendirin. Su depoları, su kuyuları, toprağın altında betondan su sarnıçları yaparak su mutlaka uygulayın. Su demek hayat demektir. Arazinizde suyu bulur ve suyu iyi yönetirseniz çok mükemmel ve çok kolay bir salma hayvancılık yaparsınız. Size küçük tek bir araziniz de bu iş için yetebilir. Arazideki otların ve ağaçların su sayesinde büyüyüp gelişesi ve verimli olması ek alanlar konusunda sizin elinizi rahatlatacaktır.

Sizlerden ricam köylere gidip veya bu hayvancılığı yapan kişileri bulup, bilgi almak, görmek, izlemek için bu hayvancılığı nasıl yaparım, köylülerin bilgi ve tecrübelerine başvurayım diye merak edip gidip onlara bu işleri sorarsanız çok yanıltıcı ve yanlış bilgiler alabilirsiniz. Bunlara dikkat etmelisiniz. Çünkü ÇiftçiTV ye program çekimi yapmak için gittiğim birçok yerlerde bu işi yapanları çekip yayınlamak istediğimde çok farklı durumlarla karşılaştım.

Adam çok başarılı, bu işi çok iyi yapıyor, bu işten iyi para kazanıyor, sistemini iyi kurmuş, her şey çok güzel gözüküyor, fakat çekim yaptırmıyor, hiçbir bilgi vermiyor, paylaşmıyor. Ya da çekim yaptırıyor, bilgi paylaştırıyor ama hep yanıltıcı, yanlış, yanlı, kötü maksatlı bilgiler veriyor. Yani istiyorlar ki bizden başkası, başkaları bu işi yapmasın, bu işe girmesin, bize rakip olmasın, bizden başka kimse yapmasın. Yani yanlış enformasyon yapıyorlar ki düşünenler vazgeçsinler. Olumluları gizleyip olumsuz yönlerinden bahsediyorlar ki insanlar korkup, yapamayız deyip, şüpheye düşüp kaçsınlar bu işten. İstiyorlar ki ellerindeki arazinin yanında birisi bu işe başlamasın. İstiyorlar ki bedava kullandıkları arazileri sahipleri televizyondan gördüklerinde bizden para istemesin, araziye başka talip çıkmasın, bedavacılığımız, saltanatımız devam etin.

 Birde bu işi yanlış ve eksik yapanlar var, onlarda kötü örnek oluyorlar. Benim çekimlerimde birçok yerde bu işi çok yanlış yaptıklarını ve başarısız olduklarını gördüm, ancak başkalarına kötü örnek olmasın diye telafi etmeye, kötü yönlerini az göstermeye çalıştım.

Ancak vatanını milletini devletini ülkesini seven ve kalkınması için çalışan bilgili ve üretken, şuurlu üreticilerimiz de vardı ki onlarda çok güzel ve çok faydalı bilgiler verdiler.

Onun için bu bilgi ve yanlış enformasyon kirliliğine ve algılara dikkat etmeliyiz. Yanlı ve yanlış bilgi veren çok olabiliyor. Ya da adam hiçbir şey bilmiyor, rasgele kara düzen yapıyor bu işi, iki kelimeyi bir araya getirip konuşamıyor, ifade edemiyor. İyi ve kötüyü, yanlış bilgiyi ve doğruyu sizin idrak etmeniz, ayırabilmeniz gerekmektedir.

Köylerde genel olarak yanlış ve kasıtlı enformasyon yaparlar, isterler ki köye yabacı gelmesin, kullandıkları kaynaklara kimse ortak olmasın, hepsi kendilerinin olsun,  bedava kullandıkları araziler el değiştirmesin. Meralardan kimse yararlanmasın, kullanılmasın, atıl dursun, çör çöp olsun ama kimse faydalanmasın. Hep olumsuz ve karamsar şeyler anlatırlar, teşvik ve tavsiye etmezler, olumlu ve güzel yönlerini söyleyip hep olumsuz ve zor yönlerinden bahsederler, insanların kafasını karıştırmayı, olumsuz şeyler düşünesini isterler ve motivasyonunu bozarlar. Kendileri güzel bir iş yapmadıkları gibi, kimsede yapmasın isterler. Rekabeti asla sevmezler. Maalesef ülkemiz insanının durumu budur. Ancak içlerinden çok azı olumlu, objektif, tarafsız ve doğru konuşurlar. Bunlara bizzat şahit olmuşumdur. Ülkede yaşanan ve basına yansıyan kötü örnekler maalesef halkımıza çok zarar vermektedir. Beş kişinin bir araya gelip bir şeyler yapmak istemesi karşısında, birçok cahil kişi, çiftlik bank örneğini ortaya atıp, insanların düşüncelerini ve girişimlerini maalesef zehirliyorlar. Bu çok kötü bir durum, bunlardan kurtulmak lazım, istisnaların kaideyi bozmaması gerektiği görüşü hakim kılınmalı. Bu tür olaylardan ders ve ibretler alınmalı, uzaklaşmak yerine, müşterek yapılanmalarımızı daha sağlam, akılcı, garantili, güvenilir ve temeller üzerinde ilerlemesi için vesile yapılmalıdır.

 

Mera Çeşitleri Ve Özellikleri

Doğal Meralar: Çeşitli vasıflardaki kamu arazilerinde kendiliğinden oluşan sahip oldukları bitki örtüsünün çeşitliliğine, yararlanma durumlarına ve bulundukları yerlere göre değişkenlik gösterirler.

Orman İçi Meralar: Makilik ağaç dedikleri verimsiz ağaçların bulunduğu ormanlık alanlardır. Ormanın içleri ve ağaç dipleri kolay güneş alabildiği için bol ot yetişir. Ağaçların büyük ölçüde seyrekleşmiş olduğu orman alanlarında oluşurlar. Çok faydalı bir mera tipidir. Hayvanlar hem ağaçların diplerindeki otlardan faydalanırlar hem de ağaçların yapraklarından. Mesela pıynar ormanı en güzel mera tipidir. Hep yapraklarını hayvanlar çok severler hem de dibinde büyük otlar oluşur.

Yaylalar: Yüksek rakımlı yaylalar çok bol yağış aldığı için bu yerlerde sürekli ve bol miktarda yeşil otlar meydana gelirler. Daha aşağıdaki otlak alanlarındaki bitki örtüsü kuruduğunda yaylalarda yeşil ot bulunduğu için oldukça büyük önem arz ederler. Aynı zamanda yaylalar serin oldukları için hayvanlar sürekli yaylımda kalabilirler. Ülkemizin birçok yerinde büyük koyuncular yazın kendi bölgelerinden daha uzaklardaki yaylalara göç ederler. Kışın da ekim kasım aylarında yaylalarda havalar erken soğuduğu ve kış bastırdığı için kendi bölgelerine geri dönerler.

Alp Meraları: Dağlık olan kesimlerde, orman sınırlarının üzerinde oluşan mera alanlarıdır.

Kıraç Meralar: Türkiye’nin oldukça önemli bir bölümünü kaplayan bu meralar, kuru ve fakir topraklarda meydana gelirler.

Yapay Meralar: Meralarda veya sahipli tarla arazilerinde, insanlar tarafından ekim dikim yapılmak suretiyle, verimi yüksek yem bitkisi alanlarına yapay mera denilmektedir. Kıraç yada sulak arazilerde özel sistemler ve projeler geliştirilerek çeşitli türlerde özel mera sistemleri oluşturulabilir.

 Bu düzenlemelerin kısa ya da uzun vadeli düşünülerek oluşturulmaları, devlet destekli veya özel şahıslarca da yapılabilmeleri mümkündür.

Bunlardan birisi Devamlı Yapay Meralar olup; bu tip meralar meydana getirildikten sonra, uzun seneler boyunca hayvan otlatmak amacıyla kullanılırlar.

      Diğeri de Ekim Nöbeti Meralarıdır. Tarlalarda, doğal ekim nöbetleri içinde, kendilerini tohumlayan tek yıllık yahut çok yıllık yem bitkileri ekilerek oluşturulan alanlardır. Bu tipteki meralarda, hayvanlar bir süre otlatılmaktadır. Bu meralardaki yetişen otlar biçilirler. Sonrasında ise bu meraların toprakları sürülür ve yeniden kültür bitkilerinin ekimi yapılır.

Kısa ekim nöbeti meraları 2 ile 5 yıllık bir süreliğine kurulurken, uzun ekim nöbeti meraları ise 6 ile 10 yıllık bir süre için oluşturulmaktadır.

Salma Sığırcılıkta

Maliyet Ve Kar Durumları

      Salma sığırcılık ve mera hayvancılığının amacı zaten her kalemde insan gücü kaynağının azaltılması, maliyetlerin düşürülmesi, kar marjının artırılmasıdır.

      Barınak yapımı için fazla masraf gerekmez. Kapalı barınaklara oranla en az yüzde seksen daha ucuz yapılabilir. Besi alanı etrafının çevrilmesi, elektrikli çitlerle daha ucuz yapılabilir ve işçilik giderleri azdır. Bu sistemde yılın 12 ayı besi yapılabilmektedir.

     Ülkemiz, hayvansal üretimin yoğun olarak yapıldığı ülkelerden biridir. Hayvansal kaynaklı besin ürünlerinin elde edilmesinde besi ve mera hayvancılığının önemi büyüktür. Özellikle organik besin maddesi tüketimine yönelen insanlar, besi ve mera hayvancılığının önemini arttırmıştır. Besi hayvancılığı, mera hayvancılığına göre daha çok iş gücü isteyen ve maliyeti olan bir üretim türüdür. Verim açısından mera hayvancılığı, besi hayvancılığından daha yüksektir. Besi hayvancılığının en ideal hali mera hayvancılığıdır ancak hayvanlara yem desteği verilir. Bu yöntem maliyeti düşüren ve üreticiyi rahatlatan bir uygulama olabilir. Eğer besi hayvancılığı yapmak istiyorsanız ancak maliyeti bütçenize uygun değilse yem destekli mera hayvancılığını düşünebilirsiniz. Çünkü organik yemler, besi hayvanlarının etinin ve sütünün kalitesini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle hayvanın iyi ve sağlıklı beslenmesi, hayvandan elde edilecek verimin yükselmesine de yardımcı olacaktır.

      Besi hayvancılığının en ekonomik şekli, yem destekli mera hayvancılığıdır. Yem, hayvan verimliliğini ve fiyatı etkileyen başlıca unsurdur. Bir sığır besisinin yaklaşık % 70-80 toplam girdisini yem oluşturur. Mera besisi ile belirli bir süre yem girdi %'sini azaltmak mümkündür.  Hayvanlar merada kurumuş otları tüketerek yaşamlarını sürdürürler. Kazandıkları canlı ağırlıkları sonbahardan itibaren ertesi yıl çayıra çıkıncaya kadar tüketirler. Hatta çoğu bölgelerde çayır ve mera o kadar bakımsızdır ki, hayvan aldığı gıdayı otlamak için harcar. Kış mevsiminde de çok düşük düzeyde kesif yem (arpa, kepek) ve yüksek oranda samanla beslenirler. Bu tarzda yapılan hayvancılıkta verim düşüklüğünü etkileyen başlıca unsurlar enerji, protein, mineral ve vitamin noksanlıklarıdır. Kışın içerde kalitesiz yemle beslenmeleri ile ortaya çıkan beslenme hastalıkları baharın ilk aylarında en yüksek düzeye erişir. Normal beslendikleri süre ancak otların olgunlaştığı dönemdir. Bu sürede çok kısadır. Yerli ırk hayvanlarımızın başlangıçta mera, fakat en fazla 3-4 ay (bölgelerin özelliğine göre), daha sonra en fazla 3 ay süre ile kapalı, açık veya yarı açık besiciliğe tabi tutulması, mera döneminde yem giderini asgari düzeye düşüreceğinden, iyi kazanç sağlar. Mera besisi döneminde hayvanların dengeli bir mineral karıştırılmış bir protein kaynağı ile desteklenmesi hayvanların daha hızlı canlı ağırlık kazanmalarına yol açar. Akşamları verilecek yemin protein açığını kapatmak için soya, ayçiçeği veya pamuk tohumu küspesi olmasının ayrı bir önemi vardır. Bu durumda hayvanlar besi süresince daha fazla canlı ağırlık kazanırlar. Besi hayvancılığında yemini kendisi yapan işletme kâr marjını büyük oranda arttırır. Hayvanınıza verilecek mineral karışımı maliyeti çok etkilemez. Fakat hayvanınıza vereceğiniz doğru bir mineral karışımı hayvanların sağlıklı gelişmelerini ve hızlı canlı ağırlık kazanmalarını çok etkiler. Mera alanlarından iyi bir şekilde yararlanmak için meranın vejetasyonu toprağın usulüne göre kullanılması gerekir. Bu nedenle çiftlik hayvanlarından en yüksek verim alabilmek mera amenajmanını göz önünde bulundurmakla mümkündür. Meraların doğru bir şekilde kullanılması için; kapasiteleri dahilinde, uygun bir mevsimde otlatılması ve hayvanların üzerinde üniforma şekilde dağıtılması gerekir. 

Salma Sığırcılığın Coğrafya

Ve İnsan Sağlığına Katkıları

     Salma sığırların öncelikle sütleri ve etleri insan sağlığı için çok önemlidir. Tamamen doğadan beslenen bu hayvanların sütleri kesinlikle fabrikalara verilmemeli, özel perakende olarak satılmalı, halka ulaştırmak ve halkın yararlanması için satış merkezleri kurulmalıdır. Fabrikaya verilecekse de fiyatları farklı olmalıdır.

     Salma sığırcılığın bulundukları bölgeye ve coğrafyaya ekonomik, sosyal, kültürel ve doğal olarak hatırı sayılır katkıları vardır. Sığırlar bulundukları ve barındıkları bölgedeki otları ve ağaçların diplerindeki ot ve yaprakları yiyerek doğada temizlik yaparlar, otların ve ağaçların daha çok yeşermesine katkı sunarlar. Kuru otların bölgeyi kaplamasına engel olarak yangınların çıkmasını ve yayılmasını önlerler. Doğada yol ve patikalar yaparak ulaşıma ve erişime katkı sağlarlar.  Bulundukları ve yayıldıkları araziye ve bölgeye çok önemli bir değer, önemli bir görsellik, derinlik ve zenginlik katarlar.

    Günümüzde insanların tatil anlayışı daha çok deniz, güneş ve kumdan oluşmaktadır. Bununla birlikte, diğer bazı alternatif turizm seçenekleri yanında son yıllarda yoğun kent yaşamından bunalan, doğaya ve doğal hayata özlem duyan insanlar için turizm seçeneklerine bir yenisi daha eklenmiştir. Eko-turizm ve Agro-turizm veya çiftlik turizmi olarak da adlandırılan model ülkemiz için oldukça yeni ve gelecek vaat eden bir turizm seçeneğidir. Dünyada kırsal alanların ve kırsal yerleşimlerin, turizm amaçlı kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Turizm sektörünün kırlara girmesi, turizmin bu çerçevede planlı-projeli yürütülmesini gerekli kılmaktadır. Turizm yönünden gelişmesi istenen kırsal alan için önce bir strateji belirlenmesi, yerel katılımcıların bir araya getirilerek sürdürülebilir ortak eylemlerin tespit edilmesi ilk temel işlemdir. Eko-turizm veya agro-turizm ile şehirde yaşayan insanların çevreyle ilgili çiftliklerde yaşamayı deneyimleyerek, ekolojik yaşamla ilgili sorumluluklarını daha fazla hissetmeleri ve günlük yaşamlarına daha fazla yansıtmaları, yerel kültürlerin yakından tanınması ve yaşatılması, kent insansının toprakla ve tarımla yakınlaşmasının sağlanması, üretici ve tüketicinin üretim ortamında buluşturulması, kırsal nüfusa ek gelir sağlanarak köyden kente göç ve buna bağlı ekonomik, sosyal ve kültürel sorunların azaltılması gibi bir dizi amaç taşımaktadır.

     Çevresel Etkileri Organik hayvansal üretimde, organik hayvan yetiştirme ve besleme uygulamaları ile organik yem bitkileri üretiminin sürdürebilir çevre oluşumuna önemli katkıları vardır. Örneğin, organik hayvan yetiştirmede barınaklarda ve mera alanlarında bulundurulacak hayvan sayısının belirlenmesinde hayvan etiği yanında, çevre kirliliği de dikkate alınmakta ve buna bağlı olarak da birim alanda bulunan hayvan sayısı konvansiyonel hayvancılığa göre daha az olmaktadır. Bu yetiştirme sisteminde hayvan gübresinin stoklanması ve kullanılmasında da çevre kirliliği dikkate alınmakta ve kontrol edilmektedir. Tüm bunlara bağlı olarak, organik hayvancılıkta hem küresel ısınmada önemli payları olan karbondioksit (CO2), metan (CH4) ve diazot monoksit (N2O) gibi sera gazlarının emisyonu azalmakta, hem de yeraltı sularının kirliliği önlenmektedir. Nitekim Almanya Darmstadt Ekolojik Tarım Enstitüsü’nün raporuna göre, sera gazı emisyonlarında organik sığır eti üretiminde % 15, organik süt üretiminde % 6, organik tavukçulukta ise % 13 oranında bir azalma olduğu bildirilmiştir. Organik hayvan beslemede ise, ruminant rasyonlarının kaba yem ağırlıklı olması zorunluluğu bu rasyonu tüketen hayvanlarda özellikle metan gazı çıkışını arttırmaktadır. Bu üretim sisteminde birim alanda hayvan yoğunluğunun düşük olması ile uygun gübre menajmanının devamlı kontrolü bu olumsuz etkinin önemli boyutlara çıkmasını baskı altında tutmaktadır. Ayrıca, organik beslemede ruminantların kaba yem ağırlıklı rasyon tüketimine bağlı metan gazı çıkışını azaltan bazı uygulamalardan yararlanabileceği de dikkate alınmalıdır. Örneğin kaba yem ağırlıklı rasyonlarda kaliteli kaba yem kullanımı, kaba yemlerin işlenmesi ve bazı katkı maddelerinin kullanımı gibi uygulamalar bu rasyonu tüketen ruminantlarda metan gazı çıkışını azaltmaktadır. Bunlara ilave olarak ruminant rasyonlarının hazırlanmasında rumende parçalanmayan (by-pass) protein kaynaklarına ağırlık verilmesinin bu rasyonu tüketen hayvanlarda atılan N’li maddeler miktarını düşürdüğü de unutulmamalıdır. Organik hayvansal üretim için gerekli organik yem bitkileri üretiminin de sürdürebilir çevre oluşumuna katkıları vardır. Özellikle organik yem bitkileri üretiminde hem toprak işleme metotları ile erozyon önlenmekte hem de organik madde (toprak C’nu, N’u vb. gibi) dengede tutulmaktadır. Ayrıca, organik yem bitkisi üretiminde genetik modifiye tohum, sentetik kimyasal gübre ve tarım ilaçları kullanılmadığı için, toprağın biyolojik aktivitesi ve biyolojik döngülerini içeren eko-sistem dengesi de iyileşmektedir.

Arazide Suyu Nasıl Buluruz

     Salma sığırcılıkta birinci olması gereken tapulu veya tapusuz, özel ya da devlete ait mera, orman ve çeşnili türlerdeki hayvanların karınlarını doyurabileceği otların ve ağaçların bulunduğu mera vasfında hazine arazileridir.

     İkinci olması gereken de su dur. Her arazide su olma imkânı yoktur. Ancak suyu bulma, temin etme, getirme imkân ve seçenekleri çoktur.

     Arazi olabilir ancak arazide ot ve su yoksa orada hiçbir şey yapılamaz.

Arazilerde su kaynaklarını şu şekilde temin edebiliriz.

1.Arazinin kendi suyu vardır. Yani arazinin içinde doğal su kaynağı vardır, kuyu veya çeşme yapılabilir. Eğer su kaynağı zengin ise, su toprağın üstünde yazın da kalabiliyorsa buraya çeşme yapılabilir. Çeşmenin su deposu ve çok geniş ahırları olmalıdır. Ahırlar ne kadar geniş, büyük, çok sayıda ve uzun olursa su israfı olmaz, onlarca, yüzlerce hayvan istifade edebilir. Ancak çeşmenin ahırları ne kadar küçük olursa su israfı o kadar çok olur ve hayvanlara yaz aylarında su yetemeyebilir.

   Şayet su yerin üstünde değilse kuyu yapılmalıdır. Kuyudaki suyun yer üstüne ve ahırlara aktarılması için mutlaka bir enerji ve güç kaynağına ihtiyaç duyulacaktır. Kuyunun yanına da yine çeşme gibi büyük ahırlar ve buharlaşmanın olmayacağı bir depo sistemi kurulmalıdır.

    Arazinin kendi suyu bizzat arazinin içindeki kaynak suları olabildiği gibi, arazinin sınırında veya içinde olduğu derelerden de yararlanılabilir. Dereler eğer birçok su kaynaklarından beslenmiyorsa yazın mayıs ayından itibaren kurumaya başlar, yağmurların yağacağı eylül- ekim aylarına kadar devam eder.

  Böyle bir durumda eğer arazinin içinde su kaynağı yok ise derenin kenarına büyükçe ve derin bir kuyu, ya da su sarnıcı yaparak suyun olduğu mevsimde su depolaması yapılabilir. Yazın kurak olduğu zamanlarda da en ufak bir yağmur yağışında bile dere kenarındaki kuyu veya su sarnıcında su toplanması olur ve buda bir çözümdür.

  Yine arazinizde su yok ve derede yok ise başka kolay bir çözüm metodu da, arazinin içine gömülü şekilde büyük bir su deposu ve su sarnıcı yaparak, deponun etrafına meyil vererek doğal yağmur sularının depolanmasını sağlamaktır.

Su sarnıcı ve depoların açıkta olmaması, yerin altında olması, üstünün güneş görmeyecek şekilde kapatılması, çevresinde duvar örülerek önlem alınması şarttır. Yoksa hayvan ve insan da buraya düşerek hayatını kaybedebilir.

2.Arazinin İçinde Su Kaynağı Yok İse:

     Her arazinin içinde su kaynağı ve çeşmenin olabilmesi söz konusu değildir. Öyleyse bu arazide hayvancılık yapılmayacak mı, tabiiki mutlaka yapılacak.

    Böyle bir durumda, eğer komşunun arazisinde su kaynağı var ise ve bu kaynak her iki tarafa da yeterli geliyorsa veya su kaynağı kullanılmıyorsa buranın suyundan istifade edilebilir.

    Çünkü su hayattır, insan ve hayvan tüm canlıların hakkıdır, kimsenin özel mülkiyeti değildir. Su kamunun ortak malıdır. Ancak istifade ve kullanım hakkında öncelik o arazinin sahibinindir, o yerde ve bölgede yaşayanındır. Fazla suyu kimse israf etme ve başkasına vermeme hakkına sahip değildir. Su da aynı hava gibi, rüzgâr gibi, güneş gibi, yağmur gibi, ağaç, orman gibi tüm canlıların eşit şekilde istifade edebileceği bir nimettir. Sizin arazinizde çok büyük bir su kaynağı var diyelim, köyde de içme suyu sıkıntısı var, o suyu devlet alır ve köye getirir. Kimse karışamaz, su da yer altı maden kaynakları gibi kamunundur.

    Arazini içinde su kaynağı yok ise, diğer bir seçenek de, hazine arazilerinin içindeki çeşmeler, barajlar, göletler, dereler, kuyular ve her türlü su kaynaklarından taşınabilir.

     Bu taşıma işlemi su tankerleri yoluyla olabilir,  araziye üç beş tonluk iki tekerlekli su tankerleri alınır, su tankerleri en yakın su kaynaklarından aktarım yoluyla doldurularak traktörle araziye getirilir ve tankerden ahırlara aktarılarak hayvanların su ihtiyacı karşılanır.

    Yine çevre kaynaklardan üç yüz beş yüz metre mesafelerden plastik dayanıklı boru ile araziye su getiriliyor. Bu sular ormanın içinde keşfedilmemiş su kaynakların değerlendirilmesi olabildiği gibi, mevcut kaynaklardan artan ve boşa akan suların değerlendirilmesi şeklinde de olabiliyor.

   Maalesef insanlarımızın çoğu cahil, bencil, egoist oldukları için su kaynaklarını paylaşmak istemiyorlar. Çoğu zaman su kaynaklarının başında tartışmalara ve kavgalara kadar giden olaylara sebep olabiliyorlar.

   Her kavganın başlangıcı cehalet, her cehaletin sebebi bencillik, her bencilliğin sonucu da toplumsal huzurun ve paylaşımın dinamitlenmesi. Herkes haklı, doğru ve güçlü maalesef.

 

Arazide Su Kaynakları Nelerdir.

1.Çeşmeler.

      Bildiğimiz her yerde yaygın olan; köy içleri, meralarda, dağlarda, ormanda, yol kenarlarında özel ve tüzel kişilere ait arazilerde, düz ovalarda ve yamaçlarda kendiliğinden yerin altından yerin üstüne çıkan su kaynaklarının onarılıp çeşme yapılmasıdır. Genelde; insanlar, hayvanlar, kurtlar kuşlar su içsin diye hayır sahipleri tarafından yapılan ve korunan çeşmelerdir. Çoğunun depolama sistemleri ve ahırları vardır. Son zamanlarda yeni yapılan çeşmelere büyük su depoları ve ahırlar ilave edilmekte, çeşmenin ağzına kurnalar konularak boşa akıp gitmelerini önlemektedirler. Çeşmeler ve tabiiki insanlığın ortak malıdır. İster kamu alanında ister özel mülk içinde için de olsun herkesin eşit şekilde yararlanması esastır. Atalarımız kendi arazisinin içinde bulunan su kaynağını yol boylarına çıkarıp oraya çeşme yaparak herkesin kullanabilmesini sağlamışlardır.

    Osmanlı döneminde çeşmelerimiz çok yaygındı, sanatsal eser haline getirilen çeşme taşları ve oymaları günümüzde hala varlığını sürdürmektedir.

2.Su Kuyuları.

    Arazide çeşme yok ise su kaynağının olduğu bölgeler olabilir. Suyun olduğu yerlerde yeşillik ve su otları bulunur ve suyun olduğu yer bellidir. Su kaynağının arazinin neresinde ne kadar derinlikte ve ne miktarda olduğunu öğrenmek için amatör sistem bakırdan su bulma teknikleri ve yöntemleri vardır. Ancak bu işi yapan uzmanlar ve elektronik ölçüm cihazlarıyla suyun yerini ve miktarını garanti olarak tespit eden kişiler vardır. Bu yöntemlerle kuyu yeri tespiti yaptırılır. Kuyu için büyük paletli sistem kepçe ile kazılır, kuyunun en az 7 metre olması gerekir. Arazide suyun olabileceği birkaç değişik yer 3-4 metre kazılır, bir gün beklenir. Kontrol edilir, hangi kuruda bol miktarda su birikmişse orada karar kılınır. Kuyu yaparken mutlaka altına bol miktarca çakıl dökülmelidir. Sonra kepçenin aparatlarıyla bileşikler düzgün bir şekilde birbirine geçirilerek örülür ve en sonunda da üste kapak konulur.

     Su kuyuları yazın kuruyabilir, azalabilir, ilaveler yapılmalıdır. Tabiiki su kuyusundan araziye su alabilmek için su motoruna ihtiyaç vardır. Su kuyusu ne kadar derin ise motorun gücü o kadar çok olmalıdır. Elektrikli dalgıç motor en ideadır. Elektrik yok ise mazotla çalışan motor kurulabilir. Güneş enerjisiyle de su motorları su basabilirler.

   Su kuyularını mümkün ölçüde 15-20 metreye kadar indirmek isabetli olacaktır.

   Su kuyularının yanına ilave olarak su havuzları da yapmak gerekecektir.

Su kuyuları yapımı yüksek maliyet gerektirmez. Mesela 15 metrelik bir su kuyusu 10 ile 15 bin arası değişebilir.

3.Artezjen Kuyuları.

     Artezyen kuyuları çok bol suya ihtiyaç olan tarım ve hayvancılık projeleri için gerekli olabilir. Oldukça pahalı ve rizikolu bir sistemdir. Önce profesyonel bir jeoloji mühendisi tarafından cihazlarla ölçüm ve tespit yapılır, nerede, ne miktarda, kaç yüz metre derinlikte ve ne kadar süre ile gidecek gibi önemli tespitler yapıldıktan sonra karar verilir.  Su arama ve bulma için artezyen makinası gelerek kazı yapmaya başlar. Bu işlem arazi şartlarına göre günlerce hatta bazen haftalarca sürebilir. 
Herkes kafasına göre artezjan kuyusu açamaz. Bu işlem için izin alınması ve çeşitli teknik şartları ve kuralları mevcuttur. Artezjan kuyusu açmak bazı bölgelerde özellikle sulama sahası ve şehir içlerinde yasaktır ve cezası vardır.

      Bu kuyularda genelde su bulununcaya kadar derinlemesine kazı yapılır. Bu arazinin durumuna göre 50 metreden 500 metreye kadar sürebilir. Derinlik çoğaldıkça maliyet te artar.  Kuyu ne kadar derin olursa su o kadar garanti olur ve bir o kadar da çıkarma maliyeti yüksek enerjiye mal olur.

    Su bulunduktan sonra uzun süre kullanılmaz ise su gözenekleri hasar görerek kapanabilir, yer altındaki su kaynağı bozulabilir, su azalabilir, bitebilir. Aslında hiçbir şeyin sürekli garantisi yoktur. Bol suya ihtiyaç duyulan bölgelerde büyük maliyetli tarımsal yapılar yapılmaması gereklidir.

4.Dereler

     Dereler doğal su kaynaklarıdır. Araziniz dereye yakınsa yılın 7 – 8 ayı deredeki kaynaktan yararlanabilirsiniz. Dereleri genelde çeşitli akarsu kaynakları, çeşmeler, yağmur suları ve küçük dereler besler.  Dağların arasındaki büyük ve uzun derelerin bazıları yaz aylarında dahi hiç kurumazlar. Ancak çoğu dereler Hazirandan itibaren kurumaya başlar ve Ekim ayına kadar devam eder.

      Deredeki su kaynaklarından etkili şekilde yararlanmak için derede kepçe hafriyatıyla su setleri ve hendekler yapılarak su tutulması gereklidir. Derede yapılan su havuzlarının ve mümkünse su sarnıçlarının etrafları sağlamca kapatılmalıdır. Dere kenarlarına kuyu yapılması da çok isabetli bir tercih olacaktır. Genelde dere kenarlarına yapılan kuyular bol su tutmaktadırlar.

5.Göletler - Irmaklar

Göletler doğada, ormanda,  merada, ovada yağmurlarla ve su kaynaklarıyla beslenen ve kendiliğinden oluşan ya da insanlar tarafından oluşturulan büyük ve küçük su kaynaklarıdır. Genelde maden yataklarında ve ovalarda bu su göletleri oluşmaktadır.

    Göletlerin sularından da yararlanmak herkesin hakkıdır. Arazinizdeki su deposu ve sarnıcına göletlerden ister motorla su basarak ister tankerle taşıyarak su alınabilir.

    Göletler aynı zamanda çeşitli tarımsal faaliyetlerde sulamada kullanılabildiği gibi, merada otlayan hayvanlar da yararlanabilmekte, orman yangınlarında da aktif şekilde istifade edilebilmektedir.

6.Çay Suları

    Derelerin birleştirdiği büyük akarsulara çay denilmektedir. Derelerin ve çayların yoğun olduğu bölgelerin çoğunda devlet sulama barajları kurmaktadır.

7.Barajlar

    Barajlar çok büyük su toplama, depolama ve yönetme kaynaklarıdır. Şehirlerin içme suyu ve tarımsal sulama ihtiyaçları bu kaynaklardan karşılanır.

8.Su Depoları - Havuzlar

    Su depoları çok önemlidir. Son yıllarda önemi gittikçe artmıştır. Arazideki sulamada sulama sisteminin kurulması ve cazibeli sistemle damlama sulama sistemi çalışabilmesi için, kuyulardan ve diğer kaynaklardan elde edilen sular sisteme dahil edilebilmesi için bu depolara aktarılmaktadır.

   Ayrıca su depoları ve havuzlar özellikle meyvecilik işletmelerinde çok yaygındır. Herkes arazisinin yüksek bir yerine ya su deposu ya da havuz yaparak damlama sulama sistemine su aktarımı yapmaktadır.

   Su havuzları toprak kazılarak 100-150 tonluk havuzlar şeklinde açılmaktadır. Suyun toprağa karışmaması için altına naylon koyulmakta, sıcaktan buharlaşmaması için de üzeri çeşitli şekillerde kapatılmaktadır. Ama çoğu zaman alta ve üste konulan naylonlar sıcaktan ve aşırı rüzgârlardan etkilenerek yıpranmakta ve yok olmaktadır.  Maliyetin düşürülmesi için yapılan bu uygulama aslında kişiye daha fazla işçilik ve maliyet yüklemektedir. Bunun için çok büyük bir havuz yerine betondan daha küçük ancak korunaklı, dayanıklı uzun ömürlü bir havuzun yapılması daha sağlıklıdır.

9.Yeraltı Su Sarnıçları

Osmanlı döneminde atalarımız şehrin birçok yerine yer altlarına su sarnıçları yaparak suyun tazeliğinin korunması,  muhafazası ve israfın önlenmesi için önemli projeler yaparak yer altı su sarnıç sistemlerini uygulamışlardır.

 Mevsimlerin değiştiği, kuraklığın ve su sorunlarının konuşulduğu günümüz dünyasında su sarnıcı sistemine geri dönülmesi çok önemli ve acil olarak uygulanması gereken bir husus olarak karşımıza çıkmaktadır.

     Artık şehirlerde ve arazilerde su depolanması gerekmektedir. Devlet tarafından çeşitli yer altına su depolama projeleri gündeme taşınmaktadır.  Bireysel olarak da yer altında su depolama ve sarnıç sistemine bir an önce dönmek aciliyet içermektedir. Suların ve su kaynaklarının korunması, su tutulması, su israfının önlenmesi, bu şekilde alternatif su projelerinin geliştirilmesi ve uygulanması gerekmektedir.

 

Salma Sığırcılıkta Devlet Desteklemeleri

    Salma sığırcılıkta da tabiiki birçok devlet desteklemesi bulunuyor. Yerli ırkların korunması ve ıslahı desteğinden tutunda, buzağı desteği, süt prim desteği, kulak küpesi yapılan bütün büyükbaş hayvanlara ayrımcılık yapılmadan hayvan başına üreticilerin yararlandığı bütün destekler veriliyor. Besicilik desteği, yem bitkileri kredi desteği, alet ve ekipman hibe destekleri, yatırım proje desteği gibi günün şartlarına ve üreticinin taleplerine göre devlet desteklemeleri iyi kötü devam etmektedir.

   Ancak devlet desteğine güvenerek bu işe girecekseniz hiç girmeyin. Birçok üretici düşük faizlide olsa kredi destekleriyle aldıkları hayvanlar ve yaptıkları yatırımlar sonucunda aşırı borç yükü altına girmişler, aldıkları kredilerini ödeyemeyerek hayvanlarını ve çiftliklerini satmak zorunda kalmışlardır.

  Öz sermayesiyle değil de faizle devletten destek ve teşvik alınarak yapılan işlerde başarılı olan üretici maalesef çok az görülmektedir.

  Tarımsal kredileri Ziraat Bankası kanalıyla veren devlet, tabiiki yaş tahtaya basmıyor. Öyle her hayvan yapacağım kredi ver diyene kredi yok. Resmi bir işletmen olacak, yerin yurdun olacak. Kefillerin olacak, ipotek yapabilecekleri gayrimenkul tapuların olacak.

   Öyle hibe proje desteklerine ulaşabilmek, alabilmek herkesin harcı değil. Avrupa Birliği projeleri diye bir algıya da aldanmayın, Avrupa birliği babasının hayrına bedava kredi verecek kadar enayilik yapmaz. Proje yapıyoruz, çok destek alacaksınız diye reklam yapan kişiler ve şirketler var. Paranızı, zamanınızı ve hayallerinizi bunlara kaptırmayın.

     En güzel ve garanti destek; buzağı desteği, yıllık destekleme primi, yerli ırkların korunması için verilen özel teşvik primi gibi alabileceğiniz öz, karşılıksız, geri ödemesiz, gerçek üretici desteklerinden yararlanmanız en güzel seçenek olacaktır.

    Biz burada desteklerin güncel durumlarını yazmıyoruz, her zaman bunlar değişebilir, yenileri eklenebilir. Bu destekleri takip etek için İl ve İlçe tarım müdürlüklerinden en garanti, kesin ve güncel bilgileri ve destekleri ve miktarlarını öğrenebilirsiniz.   

    Boz sığır ırkı ve yerli kara cinsi ineklerin genetik çeşitlilik ve kaynaklarının korunması amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığınca 2013 yılından beri destekleniyor.

     Hayvansal üretim ve verimliliğin artırılması için saf yetiştirme ve seleksiyona dayalı yetiştirici koşullarında yürütülen ülkesel ıslah çalışmalarıyla hayvan genetik kaynaklarının korunması ve geliştirilmesi amacıyla boz sığır ırkı ve yerli kara cinsi sığırlar koruma amacıyla destekleme kapsamında bulunuyor. Hayvan başına 600 TL destekleme olduğu biliniyor.

Salma Sığırcılıkta Konuk Olduğum İşletmelerden İzlenimlerim

Recep Ayyıldız  - Fındıklı Köyü Gönen Balıkesir

   Çiftçi TV de Pazar Günleri yayınlanan Çobanla Başbaşa TV programımda yanlamak için Salma Sığır programı çekmek için Balıkesir Gönen de Fındıklı köyüne gittik.  Gönenin Fındıklı, Sebepli ve Söğüt köylerindeki arazilerde birçok arazide serbest salma sığırları görüyorduk. Ama başlarında kimse olmadığı için konuşacak, soru soracak kimse bulamıyorduk. Bu defa Fındıklı köyünden tanıdığım bir arkadaşı aradık. Bize salma sığır yapan birisini bul dedik. O da dağda Recep Ayyıldız diye birisinin yaptığını söyledi. Düştük yollara doğru Fındıklı köyüne vardık. Recep Ayyıldızı evinde bulduk, dedik sen salma sığır yapıyormuşsun, biz çekim yapmaya geldik dedik. Dedi tamam olur program çekeriz, hayvanları çekersin, ancak ben sığırların yanına akşam saat beşte gidiyorum, beşte hayvanlar dağdan geliyorlar, toplanıyorlar sağım yapıyoruz dedi. Tamam dedik, saat beşi bekledik, o bizden önce önden gitmiş hayvanların yanına. Arkadan tarif etiği yere bizde gittik. Yolumuzu dağda biraz karıştırdık, akşamüzeri nihayet çobanımızın yanına ulaşabildik. Dağ yüksek rakımlı bir dağ, rakım 600 civarında. Birde ne görelim, recep abimiz eşiyle birlikte gelmiş hayvanların yanına. Hayvanlar bizi görünce hepsi bize bakmaya başladı, kim bunlar diye, hiç birisi konuşmuyor tabii. Recep abi ve hanımı karşıladı bizi, hemen çekimlere başladık. Ben manzarayı görünce heyecanlandım, şaşırdım, o kadar muhteşem bir zamanlama ki sormayın. Akşamüzeri, güneş batmak üzere, bir kızıllık tüm ihtişam ve haşmetiyle ağaçların arasından süzülüyor, yüksek bir dağ başında, dağların eteğindeki bir vadide kuytu gibi bir yerdeyiz.

Hayvanlara baktım, maşallah hepsi çeşitli ırklardan. Alacası var, kırmızısı, Simentalı, hoştaydı, sordum tam dört çeşit hayvan ırkını saydı. Dere boyuna tahtadan, barakadan, basit çadırlardan ağıl yapmış. Buzağılar için ayrı, büyükler için ayrı. Biz gelmeden önce inekleri sağmış, 15 sığırdan 110 kilo süt, dört güğüm yani. Sonra hayvanlara arpa verdi. Hayvanlar arpayı o kadar severek afiyetle yediler ki. İyi süt yapsın, besili dursunlar ve yerlerine alışsınlar ki nereye giderlerse gitsinler sonunda yem yedikleri yere geri geliyorlarmış.

     Sonra buzağılara baktım, küçük bir yerde yatışıyorlardı, onları ormana salmamıştı. Buzağılara da yem verdi, sonra annelerinin yanına salacakmış.

    Hava iyiden iyiye kararmaya başladı, sütleri süt toplama merkeziye yetiştirmesi lazımmış, acele diyordu.  Bizde detay çekimlerimizi hızlandırdık. Hayvanların başında iki tanede köpek var. Hayvanlara üç tonluk tankerle getirdiği suları ahırlara boşaltarak veriyor. Dağda yazın su yokmuş, traktörün arakasına su tankerini takıp en yakın kaynaktan dolduruyormuş.

      Baktım manzara harika, tam 7 yıldır salma sığır yapıyormuş. Çok memnunum diyor, hayvanlar için aldığı yem karma makinasını ihtiyaç duymadığı için satmış. Hayvanlara sadece arpa emesi veriyor, gerisi tamamen meradan besleniyor.  Her yıl nisan ayının sonlarında gelip, havalar soğuyup kış bastırınca ekim ayının sonunda buradan köye taşınıyormuş. Kışın tabiiki kendim besliyorum ve maliyetlerim oldukça artıyor diyor.

     Dağda hayvanlar için zararlı var mı diye sordum, hiçbir zarar olmadı, yabani hayvan zararı yokmuş.

     Sütün kilosunu 3 TL den veriyormuş. Bize de 3 kilo süt ikram etti, eve gidip kaynatıp içtim, tadı müthiş, harika,  çok lezzetli. Bu süt asla 3 liradan satılmamalı. Tamamen organik, doğal, şifalı. Ormanda akşama kadar yüzlerce çeşitli bitkilerden arı gibi, bal toplar gibi yayılıyor ve bu harika şifalı bitkilerden süt oluyor. Bu sütün kilosu en az 9 TL olmalı. Kesinlikte salma hayvanlar ile kapalı bakılan hayvanların sütleri aynı değerde olmamalı.

Akşam karanlığı bastı, hayvanların sağımları bitti, sularını içtiler, buzağılarını emzirdiler, hepsi meraya geri dönmeye, yayılmaya başladılar.

     Hayvanların başında duran yok, akşam ve sabah belirli saatlerde sağım ve yem vaktini hayvanlar biliyorlar ve o vakitte iştimaya toplanıyorlar. Bazen gelmediklerinde ve ya geciktiklerinde seslenerek çağırıyormuş hayvanları.

Bu dağlarda senden başka yapan var mı diyorum, maalesef ufak tefek birkaç kişi daha yapıyormuş o kadar. Dağlar bomboş, otlar kuruyup çör çöp olup gidiyor. Recep abimizin hiç kendi arazisi yokmuş. Olsa orada yaparım diyor. Dağda orman arazisinde bu işi yapıyor. Tabiiki ormana hiçbir zararı yok ve üstelik ormana onlarca faydası var.

    Dört çeşit hayvan ırkı var ve hepsi merada, dağlarda salma sığır olarak kalabiliyor. Hayvanların içinde boğaları da var, kendi kendilerine döl alıyorlar ve dağda doğum yapıyorlarmış.  Benim veterinerle falan işim fazla olmaz diyor. Bu hayvanlar buradaki şartlara dayanıklımı diyorum, evet diyor, burada doğdukları için küçük yaşlarda buradaki dağ şartlarına alışıyorlar ve sorun yaşamıyorlar diyor. Ancak yaşlı hayvanların olması iyi değil diyor, dağda salma yapılacak hayvanların genç ve güçlü olması lazım diyor.

  Birkaç tane besili danası varmış onu da şehirde et lokantası olan Gönenin meşhur köftecisi Köfteci Refike veriyormuş. Yani Gönene gelenler Köfteci Refikten doğal, lezzetli salma sığır eti yiyebilirler.

  Salma sığırcılık nasıl, insanlara tavsiye eder misin diyorum, evet mutlaka yapsınlar, girdi maliyetleri sıfıra kadar iniyor diye memnuniyetini belirtiyor.

    Recep Ayyıldızı çok sevdim, çünkü bazı salma sığır işi yapanlar röportaj yapmak, bilgi vermek istemiyor, kaçıyorlar. İstiyorlar ki bu işi bizden başka yapan olmasın, rakip çıkmasın, biz tek olalım.  Yani şu fani dünyada insanlığa bir faydaları olsun istemiyorlar.

   Ne mutlu Recep Ayyıldız gibi dağlarda organik salma sığır yapanlara, inşallah sayıları çoğalacak.

Nadir Yeşilyurt  - Biga Çanakkale

      Nadir Yeşilyurt abimizi ilk olarak 2016 yılında Çobanla Başbaşa programında konuk etmiştim. Aradan 5 yıl sonra ikinci defa gidip görmek ve konuk etmek istedim. Merak ettim, bakalım beş yıl sonunda ne yaptı, ne yapıyor, aynı aşk ve heyecan devam ediyor mu diye. 2021 yılının Temmuz ayının sonlarında ikinciye gittik. Öncekinde çat kapı gitmiştik, bu defa aradık, randevulu gittik. Nadir abi tabiiki televizyona çıktığı için hoşuna gitmiş, ekranlara alışkın, meşhur olmak iyi birey. Köyüne gittik, sorduk rastgele köylülerine, Nadir abiyi köyde herkes iyi tanıyor ve seviyor, bu iyi birşey tabiiki. Köy halkıda bizi çok iyi tanıyor, beş sene önceki yayından biliyorlar. Önce köyde muhtarla tanıştık, köylülerle çay içtik, köyü drone ile havadan görüntüledik. Sonra Nadir abi küçük bir kamyonetle köye geldi, uzak bir yerden ot balyası getirmiş Boz Irk Sığırlarına, satın almış.

Nadir abi motosikletiyle önden, biz Dastır jipimizle arkadan tozlu topraklı engebeli yollardan Nadir abinin çiftliğine ulaştık.

Harika bir çiftlik, beş yıl önce geldiğimiz yer, aynı hayvanlar, ama çoban beş yaş daha yaşlanmış, bizde öyle tabii. Elli iki yaşında gelmişiz, ikinci gelişimizde yaş 57 olmuş. Hayat nasıl geçiyor, bir su gibi. Nadir abiyle sohbet ediyoruz ve çekim yapıyoruz, köyün muhtarı da geldi bizimle, o da yanımızda. Nadir abi anlatıyor, çok memnun, başarılı hayvancılığı tüm aşkla ve şevkle devam ediyor.

     Ama nadir abi biraz yorulmuş gibi, yıpranmış gibi geldi bana. Köyün muhtarı da büyükbaş hayvan yapıyor, köyün girişinde çok büyük, projeli gösterişli bir çiftliği var.

     Beş yıl önceki çekim ve yayından sonra Nadir abi için beni birçok kişi aradı, telefonunu verdim, arayanlar damızlık istiyorlarmış, nasıl yapıyorsun, karlımı diye bilgi soruyorlarmış,  beş yılı doldurmadan nadir abi bu hayvanları satamıyormuş.  Devlet desteği ve projeli olarak almış. Artık serbestim, isteyene damızlık satabilirim diyor.

   Nadir abiyi beş yıl sonra, biraz yorulmuş, yıpranmış gördüm. Hayvanlardan çok para kazandım, 100 dönüm arazi de satın aldım, emeklide olmuş, Allah bereket versin diyor. Bir taraftan da zor iş bu diyor. Yapmak isteyenlere şiddetle tavsiye ediyor ama şartlarını iyi hazırlamak şartıyla diyor.

   Kendi görüşlerimi aktarmak istiyorum. Nadir abi de gördüğüm eksiklikler; hayvanlar için arazi ve alan olarak yeterli uygun şartlar oluşturamamış, ormandan hayvanları yeterince yararlandıramamış, yalnız başına yüzün üzerinde sığırla uğraşmak zorunda kalmış ve yorulmuş, sığırlardan beş yıl içinde, projeli olduğu için istediği şekilde serbest damızlık alım satım ticareti yapamamış, arazide ekstra mera oluşturamamış, yeterince tatil ve istirahat yapamamış, rahatsızlık geçirmiş çok zorlanmış ve üzülmüş.

   Ama diyor ki, bu işi yapmak isteyen herkese tecrübelerimi anlatırım, danışmanlık yaparım, damızlık hayvan satarım. Bilgi ve tecrübelerini paylaşmaya, insanlara yardımcı olamaya açık birisi, bu çok iyi ve pozitif bir durum.

Televizyon programı çekimlerimde öyle cahil insanlarla karşılaştım ki, bizi gördüklerinde, ormana kaçtılar çıkmadılar, kaba davrandılar, çekim yaptırmadılar, bir kelime bilgi vermediler. Böyle insanların topluma hiçbir faydaları olamaz.

   Bütün bunları göz önüne aldığımızda Nadir Yeşilyurt ve Recep Ayyıldız altın değerinde insanlar. İnsanların hayırlısı insanlığa faydalı olanıdır hadisi şerifi burada önemli bir anlam ve değer kazanıyor.

 

                                                                                            ,

Keşif Arazi Emlak Ajansını Tanıyalım

     Keşif Arazi Emlak Ajansı, Balıkesir İli Gönen ilçesinde, 2014 yılında, Kadir Demircan tarafından kurulmuştur. Toprağı, tarımı, hayvancılığı, doğayı, köy hayatını, doğada yaşamı sevdirmek, özendirmek, teşvik etmek amacıyla yola çıkılmıştır. Sekiz yıl içinde dört bine yakın arazi satışı gerçekleştirmiş ve arazilerde yüzlerce tarım ve hayvancılık üzerine projelerin ve yatırımların yapılmasına öncülük etmiştir.

    Keşif Arazi Ajansı, sadece arazi üzerine, branş ve alan çalışması yapmaktadır.

    Keşif Arazi  Pazarlama Ajansı; Güney Marmara’da,  Balıkesir ve Çanakkale’de Merkez Ofis Gönen olarak; Manyas  ve Yenice Başta olmak üzere; Bandırma, Susurluk,  Erdek, Çan, Biga, Balya  bölgesinde, 9 ilçede  faaliyette bulunmaktadır.

    2022 yılı başından itibaren yoğun bir istek ve talep üzerine ülke genelinde de arazi emlakçılığı üzerine çalışma başlatmıştır.
   Ajansımızın  kendi internet ve ilan sitelerinde, çeşitli sosyal medya ağlarında yayınlanan  ilanları ve kapalı devre özel pazarlaması yapılan  toplam 2.000; in üzerinde,   satılık arazisi bulunmaktadır.
       Ajans işletmemiz; Arazi alanında; arazi üzerine, satılık veya kiralık,  tarla, köy evi, arsa, bağ, bahçe, çiftlik, yazlık üzerine çalışmakta olup arazi bakım onarım hafriyat, ekim, dikim başta olmak üzere arazi üzerine her konuda yardımcı olmaktadır.

  Beş kişilik pazarlama ve satış konusunda uzman merkez ofis ekibimiz, 9 ilçede otuz civarında eleman kadromuz ve ülke genelinde kurduğumuz pazarlama elemanları ve paslaşma ağımız ile hizmet sunmaktayız.

 Ticaret ve pazarlamadaki temel prensibimiz; az kar, hızlı, çok ve sürekli satıştır. Bu sebepledir ki arazilerinin değerinde,  acil satılmasını isteyenler ile gerçek satıcılar Keşif Arazi Ajansını tercih etmektedirler.

    Ajansımız satılmak üzere getirilen her araziyi almamakta,  piyasa değerini araştırmakta ve satıcı uygun fiyata vermeyi kabul ederse çekilip satışa sunulmaktadır.

     Satışa sunulan arazilerde alıcının istediği fiyatın üzerine yüksek kar marjları ve ilaveler koymamakta, makul fiyat ölçülerini korumakta ve pazarlık paylarını neredeyse sıfıra indirerek müşterilerine önemli güven sağlamaktadır.

      Ajansımız; bütün arazileri bizzat yerine giderek araştırıp incelemekte, kamera ve fotoğrafla görüntülemekte, yerinde araziyi anlatan sunumlar yapmakta ve uygun hava şartlarında drone ile araziyi havadan, yukarıdan çekerek bütün yönlerini göstermektedir.

      Çekilen araziler ofisimizde özel olarak montajlanarak Keşif Arazi Emlak kanalımız olan Youtube sayfamıza, Sahibinden ilan sitemize, özel internet sitemize, Facebok sayfamıza ve gruplarımıza,  çeşitli sosyal ağlarda paylaşılarak müşterilerimize sunulmaktadır.

     Ajansımız ofisimize gelen müşterilerimize; arazi, tarım ve hayvancılık projeleri ile ilgili ücretsiz danışmanlık hizmeti de sunmaktadır.
      Düsturumuz şudur ki; biz de söz namustur, sözünden  dönen namussuzdur. Yalan söylemek; günahtır, haramdır, alçaklıktır, insanlık suçudur. Yalan söyleyen, bizi devre dışı bırakan, hak yiyen, emeğe saygı duymayan bizden değildir, insan hiç değildir.
    Söz verip sözünüzde durmuyorsanız, söylediğiniz zaman yalan sözlüyorsanız ne olur sizinle hiç tanışmamış, karşılaşmamış olalım,  alış verişe girmeyelim.

    Müşteri konuşunsa seçiciyiz ve öyle olmaya devam edeceğiz. Dürüst, ilkeli, ahlaklı insanlarla ticaret yapmaya özen gösteriyoruz.
Arazi satışlarından kazandığımız parayla Keşif Dergisi yayını, Çiftçi TV de yayınlanan Çobanla Başbaşa televizyon programlarının yapımını, Kadir Demircana ait 30 adet telif eser kitap yayınlarının ana sponsorluğunu, kısa adı GönTAM olan, Gönüllü Tanıtım Araştırma Merkezi derneği vasıtasıyla ülke genelinde tanıtım ve yayın hizmetlerini finansa etmektedir.

      Düsturumuz “İnsanların Hayırlısı İnsanlığa Faydalı Olanıdır” hadisi şerifidir.

Müşterilerimizin ticarette bizi özellikle tercih etmelerinin önemli sebeplerinden birinin de bu hizmetlerimiz olduğuna inanıyoruz. Unutulmamalıdır ki ticarette tercih çok önemlidir…

 A. Kadir Demircanın Diğer Eserleri

1. Salma Sığırcılık / Mera Hayvancılığı

2.Boşuna Söylenmemiş Sözler /Okunması Gerekli Yazılar

3. Sıkıntı ve Stres Hallerine Çözüm Yolları

4. Müminlerin Temel Özellikleri

5.Kâfirlerin Temel Özellikleri

6.  Hastalıklar ve Musibetlerin Veriliş Sebepleri

7. Önemli Mevzular ve Ayetler

8.  Müminin Yaşam Ve İbadet Rehberi

9.İmam Hatip Rehberi

10.Dini ve Milli Açıdan Sosyal Medya, Sinema ve Televizyon

11.Ölüm Güzel Şey / Güzel Olmasaydı Ölürmüydü Hiç Peygamber

12.Kötülere Mektuplar / Yeryüzünde Kabara Kabara Yürüme

13.Fotograflarla Sohbet / Gör - Düşün -Yorumla - Alabilirsen İbret Al

14.Her Halimize Şükür

15. İyi Bir İnsan Nasıl Olmalı / Sıradışı İnsan Olmak

16. Köy Hayatı / Sağlıklı ve Doğal Yaşam

17.Çobanla Başbaşa

18.Tefekkürnameler / Kıssadan Hisseler

19.Toprak En Güzel Yatırımdır / Toprak Mutlaka İşlenmelidir

20. Gönen / Şifa Diyarı - Güney Marmaranın Gözdesi

21.Namaz Dinin Direğidir / Bir Kimse Kuranı Bilmedi Sanki Bu Dünyaya Hiç Gelmedi.

22.Sinema ve Televizyon Yapımcılığı

23.Kamera Fotoğrafçılık Sinema Ve Televizyon

 

A. Kadir Demircan Kimdir

     Araştırmacı - Yazar  - Yayıncı

     Gazeteci - Radyo ve TV Programcısı - Keşif Dergisi İmtiyaz Sahibi.

30 adet telif eser kitabı, binlerce TV programı bulunmaktadır.

2014 yılından beri Çiftçi TV de Çobanla Başbaşa Programını yapmaktadır.

1964 doğumlu olup,  2009 yılında 44 yaşında devlet memurluğundan emekli olmuştur. Devletteki görevi de basın, yayın, iletişim üzerine olmuştur.

Balıkesir’in şifa diyarı şirin ilçesi Gönenin Alaşar köyündendir.

    Yazarlık ve gazetecilik hayatına 16 yaşında başladı. İlk kitapları “ Önemli Mevzular ve Ayetler ”  “Sinema Televizyon Yapımcılığı ve İmam Hatip Rehberi”  28 yaşında,1992 yılında Ankara’da yayınlandı ve satış rekorları kırdı.  

    Gönen İmam Hatip Lisesi, Ankara Polis Meslek Yüksek Okulu,  Ankara TRT Sinema Televizyon Yapım ve Yönetmenliğini okudu.

    Fiilen 24 yıl devlet memurluğu yapmış olup, 10 yıl Emniyet Teşkilatında Polis Memurluğu kadrosuyla gazetecilik - kameramanlık, Rahmetli Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’ın teknik koruma görevi,  5 yıl Başbakanlık da Devlet Bakanı basın danışmanlığı ve foto film hizmetleri, 8 yıl Gönen İlçe Tarım Müdürlüğü ve Kaymakamlıkta basın  - yayın - koordinasyon hizmetleri ile çeşitli memuriyet görevlerinde bulundu.

  1996 yılından beri Aktif Ajans ile Keşif Ajans Yayıncılık - Reklam - Organizasyon - Emlak isimli ticari işletme sahipliği ve esnaflık yapıyor.

      Asıl mesleği ve hobisi fotoğrafçılık olup, kitap yazarlığı - yayıncılığı ile birlikte, dergi ve gazete yayıncılığı ve yazarlığı, radyo - televizyon programcılığı ve reklâm tanıtım filmleri yapımcılığını yürüttü.

       Kısa bir film yönetmenliği ve televizyon dizilerinde oyunculuk denemesi de yaptıktan sonra, belgesel haber program yayıncılığına döndü.

        Temel fotoğrafçılık ve genel olarak basın - yayın - iletişim - bilim - halkla ilişkiler ve organizasyon alanlarında aktif çalışmaları; dini - milli - sosyal -  kültürel içerikli konularda; araştırma - inceleme - derleme çalışmaları,  basılmış kitap ve dergileriyle birlikte, süreli yayın organlarında 2000 ‘in üzerinde yayınlanmış çeşitli makaleleri bulunmaktadır.

      Kırk yıl boyunca, fotoğraf, kamera,  sinema - televizyon, iletişim, halkla ilişkiler ve basın yayın konularında verdiği konferans, ders ve özel kurslarda 800 ‘ün üzerinde asistan, öğrenci ve kursiyer yetiştirdi, sertifika verip iş ve meslek sahibi yaptı.                

        Sinema televizyon ve kamera teknikleriyle ilgili iki tane kitabı iletişim fakültelerinde yardımcı ders kitabı olarak okutulmaktadır.

        Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olan Demircan, sosyal kültürel ve tanıtım alanlarında faaliyetler gösteren gönüllü sivil toplum kuruluşlarında üst düzey görevlerini  (GönTAM) halen sürdürmektedir.

     2007 yılından itibaren; Keşif, Üretici Dünyası, Sürü, Köy Hayatı, Dönüşüm, Tefekkür İklimi, Hayatım Orman, Çobanla Başbaşa isimli radyo ve televizyon programları yaptı.

       Yazarın en önemli projelerinden birisi, Ankara Büyükşehir Belediyesinin yıllardır uyguladığı kısa adı BELMEK olan, “Belediye Meslek Edindirme Kursları” projesidir.

        Demircan 2004 yılında kısa adı GönTAM olan, Gönüllü Tanıtım Araştırma Merkezi Derneğini kurdu.   2006 da yayınladığı Gönen Rehberi isimli kitabı, Gönen ve ülke genelinde Gönen'in tanıtılmasında büyük faydalar sağladı ve herkesin temel başvuru kitabı oldu.

        Demircan 2001 yılından beri Balıkesir’in ilçesi Gönenin bir köyünde, koyun, keçi, tavuk ve çeşitli hayvan türlerinin olduğu özel hobi çiftliğinde,  kameramanı ve hayat arkadaşı Fevziye Demircan ile birlikte yaşamaktadır.

      Kadir Demircan; yapmakta olduğu ve yapacağı TV programları, dergi ve kitap yayınları ile tüm insanlığa faydalar sunmayı hedeflemekte “ İnsanların Hayırlısı İnsanlara Faydalı Olanıdır”  Hadisi Şerifine ve Allah’ın rızasına uygun bir yaşam tarzını hedeflemektedir.

İletişim Bilgileri: Tlf:0266.7626793 – 0533.406 2730 -0536 606 2730  Mail:kadirdemircankesiftv@hotmail.com

Altay Mah. Şehit Mustafa Karakaş Caddesi No:39/B Gönen Balıkesir

 

Kitap İçin Yararlanılan Kaynaklar

-ANONİM, 1998. Tarım İstatistikleri Özeti 1979-1998. Başbakanlık Devlet

İstatistik Enstitüsü Yayın No:2275

 

-Ak, İ., Kantar, F., 2007. Türkiye’de Ekolojik Hayvancılık Potansiyeli ve Geleceği.

 

-ANONİM, 1999a. Hazine Müsteşarlığı, http://www.hazine.gov.tr/state/egosterge.htm.

 

-ANONİM, 1999b.Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Tarımsal Üretimi Geliştirme

Genel Müdürlüğü, Sığır Varlığı İstatistikleri (Yayınlanmamış) Ankara.

 

-ERTUĞRUL, M., N. AKMAN. 1998. Cumhuriyet Döneminde Hayvansal Üretim.

Cumhuriyetin 75. Yılında Türkiye Tarımı Sempozyumu 15-16 Ekim 1998.

Tübitak Feza Gürsey Salonu /ANKARA.

 

-Can, C., 1996. Türkiye'de süt üretimi politikaları, pazarlama ve örgütlenme sorunları II. Paneli. Hayvancılık'96 Ulusal Kongresi, 18-20 Eylül 1996, Cilt 2: Paneller.

 

-ERTÜTK, Y.E., S. TAN. 1999. Et ve Et mamulleri, Durum ve Tahmin:1999.

Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü Yayın No.28.

 

-YAVUZER Nilgü, (2014) Batı Anadolu dağ köylerinde geleneksel yerli sığır yetiştiriciliği; Manisa ili Akhisar ilçesi akocalı köyü örneği, 9/20

 

-GÖNCÜ,S. K. ÖZKÜTÜK.1999. Sığır-dana eti, inek sütü, beyaz peynir ve yoğurt

tüketici fiyatlarının illere göre değişimi. Ç.Ü. Z. Fakültesi Yıllığı (basımda)

 

 

 
 
Talep Formu
İsim
Sipariş Miktarı
E-Mail
Telefon
İl
Adres
Kargo Tercihi
Mesaj
 
 
 
KeşifTV
Örnek Prefabrik Evler
AraziTV
Örnek Prefabrik Evler
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret339519
Saat
Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar16.925016.9928
Euro17.491317.5614